T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Erzurum'lu Ünlü İsimler

ERZURUMLU ÜNLÜ İSİMLER

Erzurum, özellikle Osmanlı Devleti'nin egemen olduğu 16. yüzyıldan sonra kültür ve sanatın merkezi haline geldi. O dönemden buyana pek çok Erzurumlu gerek Türkiye'de gerekse dünya genelinde ismini duyurmayı başardı.

ABDURRAHMAN GAZİ HAZRETLERİ
Abdurrahman Gazi ismi Erzurum'da büyük izler bırakmıştır. Şehitlik ve gazilik mertebesine erişmiş bir insan olduğu için onun manevi şahsiyeti Erzurumluların daima gönlünde yaşamış. Palandöken Dağı'nın üst yamaçlarında türbesi bulunan ve bir ziyaretgâh yeri olan Abdurrahman Gazi'nin Hazreti Peygamber'in sancaktarı olduğu halk arasında yaygındır.
Hazreti Peygamber'in İslam Orduları Erzurum'u fethederken, Sancaktarı Abdurrahman Gazi'nin kellesi bir düşman kılıcı ile koparılır ve yere düşer. Kellesini koltuğuna alan Abdurrahman Gazi elinde bulunan İslam’ın Sancağı'nı Palandöken'in en yüce noktasına dikmek üzere dağ yokuşunda koşmaya başlar.
Kellesi koltuğunda, sancağı elinde olan Abdurrahman Gazi Palandöken Dağı'ndaki “Şığvaler" Mevkii'ne gelince dağda bulunan çobanlar evvela dona kalırlar, sonra biri dayanamayıp:
-“Olaaa hele bakın şuraya, eskerin kellesi koltuğunda dağa doğru koşuyor”
diye bağırmağa başlar. Abdurrahman Gazi Efendimizin Sancaktarı ve Ashaptan evliyaullah bir zat kem göz onu orada nazara getirir ve olduğu yere düşer kalır. Hem gazilik hem de Şehitlik rütbesine ermiştir.
Palandöken'in Şığvaler tepesi denilen Sultan Sekisi yamaçlarında ruhunu teslim ederken ona kavuşmaya çalışan kardeşi de Türbe Deresi'nde aynı anda şahadete erişir. Her iki kardeş Erzurum halkı tarafından ruhlarını teslim ettikleri yerde defnedilir. Ve o tarihten sonra da Abdurrahman Gazi'nin Kabri Erzurum için büyük bir ziyaret merkezi olur.
ALVARLI EFE HAZRETLERİ
Halk arasında “Efe” , “Efe Hazretleri” ya da “Alvar imamı” olarak bilinen Hâce Muhammed Lutfî Efendi, son asırda Erzurum’da yetişmiş önemli mutasavvıflardandır. 1868 yılında Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesine bağlı Kındığı (Altınbaşak) köyünde dünyaya gelen Muhammed Lutfî Efendi, anne cihetiyle seyyittir. Efe Hazretleri, ilk tahsilini babası Hüseyin Efendi’den tamamlayarak icazet almış ve 1889-1890 yılında Pasinler’in Sivaslı Câmii’ne imam olarak tayin edilmiştir. İlmi, ahlakı ve karakteriyle halkın sevgisini kazanan Alvarlı Efe, bir süre sonra babasıyla birlikte Bitlis’e giderek Küfrevî Hazretleri’ne intisap etmiş, 1894/95 yılında Hazret-i Pir Küfrevî’den halifelik icazeti almış ve onun bir halifesi olarak Hasankale’ye dönmüştür. Daha sonra Hâce Muhammed Lutfî Efendi, Muhammed Küfrevî Hazretleri’nin izniyle Tillo’da Şeyh Nur Hamza’nın yanına gitmiş ve ondan Kadiri tarikatı icazeti almıştır. 1891 yılına kadar Hasankale’de çalışan Efe Hazretleri, bu tarihten sonra merkeze bağlı Dinarkom köyüne tayinini yaptırmış ve 1916 yılına kadar burada ikamet etmiştir. Erzurum ve çevresinde Ermenilerin başlattığı isyan ve katliam üzerine, Ermeni zulmüne karşı mücadele etmek için halkı cesaretlendiren Lutfî Efendi, kendisiyle birlikte gelen bir grupla Rus cephaneliğini ele geçirmiştir. Yaklaşık 60 kişiden oluşan bu milis kuvvet 9-11 Mart 1918’de Türk ordusuna katılmıştır. Lutfî Efendi, Erzurum ve çevresinin Ermeni mezaliminden kurtulmasından sonra vazifesini Hasankale’ye nakletmiş, burada kendisine teklif edilen Hasankale müftülüğünü kabul etmemiştir. Alvar köyü halkının isteği üzerine 1918 yılında Alvar köyüne yerleşen Efe Hazretleri burada 21 yıl görev yapmıştır. 1939 yılında rahatsızlığı sebebiyle Erzurum’a taşınan Alvarlı Efe, 1956 yılında ebedi âleme göçmüştür, mezarı Alvar köyündedir.
ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİ
Erzurumlu İbrahim Hakkı 18 Mayıs 1703 (?) tarihinde Hasankale'de dünyaya gelmiştir. Babası Derviş Osman Efendi, annesi Şerife Hanife Hanım'dır.
Kendisi bu doğum tarihini şöyle ifade etmektedir:
Hicretin tarihi bin yüz on beş oldu ol bahar;
Kal'ayı Ahsan 'da İbrahim Hakkı doğdu zar.
Babası Tillo'ya (Aydınlar) gidip orada Şeyh Aziz'e intisap etmiştir. Dokuz yaşındayken İbrahim Hakkı Hazretleri de babasının yanına, Tillo'ya gitmiş, ancak 1720'de babasının ölümü ile Erzurum'a, amcasının yanına dönmüştür. Orada tahsiline devam ettikten sonra, İbrahim Hakkı, 1728'de tekrar Şeyh'in yanına gelmiş ve şeyhi İsmail Fakirullah ölene kadar da orada kalmıştır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri yaklaşık 33 yaşındayken, Firdevs Hanımla evlenmiştir ve 1738'de Hacca gitmiştir. 1747'de İstanbul'a giden İbrahim Hakkı orada, Sultan I. Mahmud'un (1730-1745) Saray Kütüphanesinde çalışmıştır. Daha sonra onun müderrislik yapması uygun görülüp, Erzurum'da Abdurrahman Gazi Zaviyedarlığı verilmiştir. 1755'de ıbrahim Hakkı ikinci kez İstanbul'a gitmiştir ve 1757'de Hasankale'ye dönmüştür. İbrahim Hakkı orada meşhur ansiklopedik eseri Marifetname'yi kaleme almıştır. Orada Abdurrahman Dede Tekkesi Zaviyedarlığına getirilen İbrahim Hakkı Hazretleri, 1763'de tekrar Tillo'ya dönmüş; orada eski hocası İsmail Fakirullah'ın torunu Fatma Azize ile evlenmiş ve 1798'de hastalanarak vefat etmiştir.
NENE HATUN
Doğu Cephesi’nde Türk kadınının simgesi haline gelen Nene Hatun Erzurum’un Pasinler İlçesi’nin Çeperli Köy’ünde 1853-54 yılında doğmuştur. Asıl adı “Nene” soyadı “Kırkgöz” dür. 1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda köyü Ruslar tarafından işgal edilince kocası ve oğlu Nazım’la Erzurum’a gelmiştir. 9 Kasım 1877’de Rus birlikleri Aziziye Tabyası’nı işgal ettiğinde Erzurum’a geleli 15 gün kadar olmuştur. Müezzin Abdullah Efendi’nin Ayaz (Ayas) Paşa Camii minaresinden Aziziye Tabyası’nın düştüğünü ilanı üzerine eli silah tutan Erzurumlularla birlikte Aziziye Tabyası’na koşmuş, Rus askerleriyle kahramanca savaşmıştır.
9. Kolordu Komutanı Korgeneral Refik Koraltan ve karargahı Erzurum’da bulunan Üçüncü Ordu’nun Komutanı Nurettin Baransel Paşa, dönemin belediye başkanı, Erzurum valisi ile TBMM’nin Nene Hatun’a sahip çıkmıştır.
1952 yılında 30 Ağustos Zaferi kutlamalarında kendisine “3. Ordunun Nenesi” unvanı verildi. Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ile Türkiye’de ilk defa Anneler Günü’nün kutlandığı 1955 yılında Birlik kendisine “Yılın Anası” unvanı verdi.
Nene Hatun, zatürre teşhisiyle tedavi gördüğü Erzurum Numune Hastanesi’nde 22 Mayıs 1955 günü 98 yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi, resmi törenle Aziziye Şehitliği’ne defnedilmiştir.
KARA FATMA (FATMA SEHER ERDEN)
1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Dervişlerden Ahmet Bey ile evlendikten sonra Balkan Savaşı’na katıldı, askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi'nde kendi ailesinden dokuz-on kadınla birlikte savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey'in Sarıkamış'ta şehit olduğu haberini aldıktan sonra memleketi Erzurum'a döndü.
1919'daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Milis Müfreze Komutanı olarak batı cephesinde görevlendirildi. Aldığı talimatla İstanbul'a gitti, silah ve adam kaçırma faaliyetlerinde bulundu. İzmir'in Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir'e geçerek kurtuluşu için savaştı.
300 kişiyi aşkın birliği ile I.-II. İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde çarpıştı. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikopis‘in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçti; Bursa'nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı. Bir keresinde, onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan subayı toplam 25 esir askerle geri döndü.
Kendisi ile karşılaştığında fakirlik ve çaresizliğini gören Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu Yusuf İzzet Akçal'ın 1954 yılında verdikleri önerge ile TBMM, Kara Fatma için 170 lira aylık tahsis etti. Fatma Seher Hanım, 2 Temmuz 1955'te Darülaceze'de 67 yaşında vefat etti ve Kasımpaşa'daki Kulaksız mezarlığına defnedildi.
PİR ALİ BABA
Pir Ali Baba 472 yıldır şehrimizde devam etmekte olan Binbir Hatim geleneğini başlatan büyük zattır. Pir Ali Baba, Dutçu Köyünde (Tuzcu Mahallesi) yaşamıştır. (1500-1600) Helveti, Rufai, Kadiri, ve Nakşibendi tarikatlarında şeyhlik makamına yükselmiş, dergahında yüzlerce müritler bulunmuş ve bu dergahtan nice alimler yetişmiştir. Bir rivayete göre; Pir Ali Baba’nın yaşadığı tarihlerde Erzurum’da büyük depremler ve afetler yaşanmaktaymış. Şehrin ileri gelenleri dergâha giderek, Pir Ali Baba’dan felaketlerin bitmesi için dua etmesini istemişler. O gece dergâhta sabahlara kadar felaketlerin dinmesi ve daha beterlerinden Erzurum’un korunması için gözyaşlarıyla topluca dualar edilmiş ve aynı gece, Pir Ali Baba rüyasında Peygamber Efendimiz (S.A.S.) görmüş. Rüyada Efendimiz Binbir Hatimlerin okunmasını tavsiye ediyormuş. Pir Ali Baba rüyasını ve Peygamberimizin tavsiyesini müritlerine anlatmış ve o günden itibaren de dergâhta hafızlar tarafından hatimler okunmaya başlanmış.
O dönemin padişahları Dutçuyla ve Yarımca köyleri arasındaki ovayı Pir Ali Baba’nın dergâhına bağışlamışlar. Pir Ali Baba tarafından başlatılan Binbir Hatim geleneği 1920 yılına kadar kesintisiz devam etmiş ve ne yazık ki 1920 -1950 yıları arası kesintiye uğramıştır. 1950’den sonra Erzurum Müftülerinden Solakzâde Sâdık Efendi tarafından tekrar başlatılmış ve 1957 yılına kadar Binbir Hatimleri okuyan Hafızlara Erzurum tüccarlarından toplanan bir miktar para hediye olarak verilmiştir. Her yıl camilerimizde gönüllü imamlar ve vatandaşlar tarafından okunmakta ve duası büyük katılımlarla yapılmaktadır.
ŞAİR NEF’Î
Âlî Mustafa Efendi’nin Mecmau’l-bahreyn adlı eserindeki bilgilerden ve Hâfız Ahmed Paşa’nın 1034’te (1625) sadarete gelişi üzerine ona yazdığı kasidesinde kendi hayatına dair düştüğü kayıtlardan hareketle 980 (1572) yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Ömer olup Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesindendir. Genç yaşta şiirle ilgilenen Nef‘î eğitim hayatına Pasinler’de başladı, Erzurum’da devam etti, bu arada Farsça öğrendi. Önceleri “Darrî” mahlasını kullanan şaire Gelibolulu Âlî tarafından “Nef‘î” mahlası verildi.
I. Ahmed’in (1603-1617) ilk saltanat yıllarında İstanbul’a giden Nef‘î’nin sadrazam tarafından Sultan Ahmed’e tanıtıldığı muhakkaktır. Nef’î sunduğu kasidelerle kısa zamanda sultanın iltifatını kazanarak yakınları arasına girmiş ve ilk olarak Dîvân-ı Hümâyun’da maden mukātaacılığı görevine getirilmiştir. Daha sonra mukātaa kâtipliği, kısa bir müddet sürgüne gönderildiği Edirne’de Murâdiye mütevelliliği ve İstanbul’da cizye (haraç) muhasebeciliği görevlerinde bulundu (Naîmâ, III, 235). Dört padişah döneminde yaşayan Nef‘î, IV. Murad devrinde sanatının ve şöhretinin zirvesine ulaştı, kendisi gibi sert yaratılışlı olan padişahla yakınlık kurarak onun sevgisini ve iltifatını kazandı. Devrin ileri gelenlerine sunduğu kasideler ve şiir sanatındaki başarısı ile devlet erkânından takdir gördü. Naîmâ’nın yer verdiği bir rivayete göre IV. Murad, sarayda şairin Sihâm-ı Kazâ adlı eserini okurken taht yakınına yıldırım düşmesini Uğursuzluk kabul etmiş ve Nef‘î’ye hicvi yasaklayıp onu görevinden azletmiştir (a.g.e., III, 235). Bu sebeple şair, hayatının son yıllarını sürgüne gönderildiği Edirne’de Murâdiye mütevelliliği göreviyle geçirdi. Hüsrev Paşa’nın Bağdat seferi vesilesiyle Edirne’den Sultan Murad’a gönderdiği bir kaside ve 1043’te (1634) Sultan Murad’ın Edirne’ye gelişi üzerine yazdığı kasidesiyle yeniden padişahın iltifatını kazanarak İstanbul’a döndü. Ancak yine hicivlerine devam eden Nef‘î kendi sonunu hazırladı ve hicivleri yüzünden ölüme mahkûm edildi.
NAFİZ KOTAN
İstiklal Harbi’nde Orduya Uçak Bağışlayan İşadamı olarak da bilinen Erzurumlu Nafiz Kotan Bey, 1887 yılında Erzurum’da doğmuştur. Babasını küçük yaşta kaybetmiş olduğundan amcasının yanında büyümüştür. Eğitimini takiben ticaret ile uğraşmaya başlamıştır. Amcasının ölümünden sonra 1912 yılında İstanbul’a yerleşmiştir. Buranın Birinci Dünya Savaşı sonrasında işgal edilmesinden bir süre sonra Ankara’ya taşınmıştır. İstanbul ve Ankara’da ticaretle uğraşmıştır. Oldukça büyük bir servetin sahibidir. Kurtuluş Savaşı’nın başlaması ile İstanbul’da bulunduğu zamanda Anadolu’ya askeri malzeme göndermiştir. Bilahare ordunun en önemli eksiğinin uçak olduğunu gördüğünden şahsi servetiyle uçaklar alarak orduya hibe etmiştir. Yine Mustafa Kemal Paşa’ya Linkoln marka bir otomobil hediye etmiştir. Nafiz Bey’in, İstiklal Savaşı’ndan sonra da yeni Ankara’nın modern bir başkent olması için büyük gayretleri olmuştur. Keza Ankara dışında da birçok yapının müteahhitliğini yapmıştır. Bir dönem Rusya ile ticaret yapmış, sonra İstanbul’a yerleşmiştir. En son yine Erzurum’a geri dönmüş ve burada ticaretle uğraşmıştır. Ülkeye büyük hizmetleri bulunan Nafiz Bey, 1946 yılında Şeker Hastalığından vefat etmiştir.
ÖMER NASUHİ BİLMEN
1883’te (hicrî Rebîülevvel 1300, Rûmî 1299) Erzurum’un Salasor köyünde doğdu. Babası Hacı Ahmed Efendi, annesi Muhîbe Hanım’dır. Küçük yaşta iken babasının vefatı üzerine Erzurum Ahmediyye Medresesi müderrisi ve nakîbüleşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmî Efendi’nin himayesinde yetişti. Amcasından ve Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi’den ders okudu. İki hocası da yakın aralıklarla ölünce İstanbul’a gitti (1908) ve Fatih dersiâmlarından Tokatlı Şâkir Efendi’nin derslerine devam edip icâzet aldı (1909). Ayrıca Ders Vekâleti’nce açılan imtihanı kazanarak dersiâmlık şehâdetnâmesi aldı (1912). Bu arada okumakta olduğu Medresetü’l-kudât’ı da bitirdi (1913). Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen, Türkçe ile birlikte üç dilde şiir yazabilen Ömer Nasuhi Bilmen bir ara Fransızca’ya da merak sarmış ve bu dili de tercüme yapacak kadar öğrenmişti.
1923’te Sahn Medresesi kelâm müderrisi oldu; fakat bu medrese de bir yıl sonra kapatıldı. 14 Şubat 1926’da İstanbul Mütfülüğü müsevvidliğine, 16 Haziran 1943’te de İstanbul mütfülüğüne getirildi. 30 Haziran 1960 tarihinde Diyanet İşleri başkanlığına tayin edildi ve henüz bir yılını doldurmadan 6 Nisan 1961’de emekliye ayrıldı. Uzun memuriyet hayatı boyunca öğretmenlik hizmetinde de bulunan Ömer Nasuhi Bilmen, Dârüşşafaka Lisesi’nde yirmi yıla yakın bir süre ahlâk ve yurttaşlık dersleri okuttu. İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda ve Yüksek İslâm Enstitüsü’nde usûl-i fıkıh ve kelâm dersleri verdi. Hayatının sonuna kadar ilmî çalışmalarını sürdürdü ve sekiz ciltlik tefsirini emekli olduktan sonra yazdı. 12 Ekim 1971’de İstanbul’da vefat eden Ömer Nasuhi Bilmen Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ne defnedildi.
MÜFTÜ SOLAKZADE
Solakzâde Sâdık Efendi, iki asra yakın köklü ve kültürlü bir mâziye sahip, kendi soyundan müderris, müftü, vaiz yetiştiren, yurdun fikir hayatına, İslâm fıkhına çok hayırlı hizmetlerde bulunan Solakoğullarının bir ferdi olarak 1302/1884 yılında(1) Erzurum'da dünyaya gelmiştir. Babası Ulemâdan Erzurum müftüsü olan Muhammed Hamid Efendi'dir (1332/1913). Büyükbabası ise zamanın en büyük ilim ve fikir adamlarından olup sadrazam Küçük Said Paşa(2) (1333/1914) gibi devlet adamları yetiştiren ve Erzurum'da Büyük Hoca diye anılan Solakzâde Ahmed Tevfik (1313/1895) Efendi'dir.
Bu kültürlü aile 1934 yılında çıkarılan soyadı kanunundan sonra "Solakbay" soyadını almışlardır. Sâdık Efendi "Solakbay" soyadını seçmelerinin sebebini şu şekilde açıklar: "Dedem Ahmed Tevfik Efendi'nin babası Hacı Lütfullah Ağa (1237/1821) yarımkan Arap atı besler ve beslediği bu atlarla Erzurum ve çevresinin geleneksel atlı sporlarından cirit oyunlarına katılırmış. Cirit sopasını sol eliyle tutup attığından kendisine solak, çocuklarına da solak'ın oğlu anlamına Solakzâde denilmiştir."
AŞIK REYHANİ
1932 yılında Hasankale'nin Alvar köyünde doğdu. Asıl adı Yaşar Yılmaz'dır. Aşık Reyhani'nin çocukluğu köyünde geçti. Okuma yazmayı okula gitmeden öğrenen Reyhani, sonraki yıllarda dışarıdan sınavlara girerek diploma almıştır.
Küçük yaşlarda köyünü ziyaret eden aşıklardan etkilenen Reyhani, 18 yaşında türkü söylemeye ve şiir yazmaya başlamıştır. Rüyasında gördüğü bir kıza aşık olan Reyhani kızı kaçırarak evlenmiştir. Sonraki yıllarda geçimsizlik ve huzursuzluk bahane edilerek kız ailesi tarafından geri götürülmüştür. Kızın başka biri ile evlendirilmesinden etkilenen Reyhani, Dertli Mahlasıyla şiirler yazmaya, türküler söylemeye başlamıştır.
Konya Aşıklar Bayramına aralıksız katılan Aşık Reyhani, Aşıklık Gelenek ve usullerini Huzuri Baba, Nihani, Cevlani, Efkari, Murat Çobanoğlu'nun babası Gülistan Çobanoğlu gibi aşıklardan öğrenmiştir.
İran'dan Avrupa'ya birçok ülkede türkü söyleyen Aşık Reyhani, katıldığı yarışmalarda da birçoğu birincilik olmak üzere çeşitli ödüller almıştır. 1980'li yılların başında Erzurum'da bulunan Doğu Ozanları Derneğinin başkanlığına getirilmiştir.
Birçok ülkeye konser ve konferanslara katılmak üzere çağrılan Reyhani’ye ABD'nin Michigan Üniversitesi tarafından fahri öğretmenlik unvanı verilmiştir.
Şiirleri birçok gazete, dergi ve araştırmada yeralan ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katılan Aşık Reyhani'nin, şiirlerinin bir bölümünü topladığı "Alvarlı Reyhani" (1962), "Böyle Bağlar" (1966), "Kervan" (1988) ve bazı düşünce ve şiirlerinden oluşan "Şu Tepenin Arkasında" adlı kitaplarında ve Dilaver Düzgün tarafından hazırlanan "Aşık Yaşar Reyhani", (1997) adlı kitapta bulunmaktadır.
Aşık Reyhani 10 Aralık 2006 tarihinde vefat etmiştir.
NURETTİN TOPÇU
1909 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Dr.Nurettin Topçu baba tarafından Erzurumludur. Ailesi Topçuzâdeler diye tanınır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum'un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk etmiştir
İstanbul Erkek Lisesi'nden mezun olan Topçu, Avrupa’da psikoloji, felsefe ve sanat tarihi eğitimi almıştır.
Strazbourg'da doktorasını hazırlayan Topçu, Sorbon'a giderek doktorasını verir. Bu üniversitede felsefe doktorası veren ilk Türk öğrencisidir. 1934 yılında Paris'te kitap halinde yayınlanan tezinin bir baskısı da Kültür Bakanlığı tarafından Ankara’da yapılır.
1934'de Tüɾkiye'ye döneɾek , 1935'de Galatasaɾay Lisesi'nde felsefe öğɾetmeni olaɾak göɾev alıɾ.
Nuɾettin Topçu Haɾeket Deɾgisi'ni İzmiɾ'de bulunduğu 1939 yıllaɾında yayımlamaya başlaɾ. Deɾgi İstanbul'da basılıɾ. Haɾeket'te yayınlanan "Çalgıcılaɾ yine toplandı" isimli yazıdan dolayı açılan soɾuştuɾma üzeɾine Denizli'ye süɾgün ediliɾ. Denizli'de bulunduğu yıllaɾda Said-i Nuɾsi ile tanışıɾ, o sıɾada yapılan mahkemeleɾini takip edeɾ.
Faaliyetleɾini Tüɾk Kültüɾ Ocağı, Tüɾk Milliyetçileɾ Cemiyeti, Milliyetçileɾ Deɾneği ve Tüɾkiye Milliyetçileɾ Deɾneği'nde süɾdüɾmüştür.
Son olaɾak İstanbul Eɾkek Lisesi'ne tayin olan Topçu, buɾadaki göɾevinden 1974 yılında yaş haddinden emekli oldu.
Topçu, 10 Temmuz 1975'te vefat etmiştir.
AHMET HAMDİ TANPINAR
23 Haziran 1901'de Şehzadebaşı’nda doğdu. Babası Gürcü asıllı Hüseyin Fikri Efendi, annesi Nesime Bahriye Hanım’dır. İlkokulu babasının görev yaptığı farklı illerde lise öğrenimini ise Antalya’da tamamladıktan sonra yükseköğrenim için 1918'de İstanbul’a gitti.
Yahya Kemal Beyatlı’nın etkisiyle 1919 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi. Burada başta Yahya Kemal olmak üzere Mehmed Fuad Köprülü, Cenab Şahabeddin, Ömer Ferit Kam, Babanzâde Ahmed Naim gibi hocaların derslerine devam etti. 1923 yılında Şeyhî’nin "Hüsrev ü Şirin" başlıklı mesnevîsi üzerine yazdığı lisans teziyle edebiyat fakültesinden mezun oldu.
1923’de Erzurum Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğine başlayan Tanpınar , farklı yerlerde mesleğini sürdürmüştür. 1930 yılında Ahmet Kutsi Tecer ile beraber Ankara’da Görüş dergisini çıkarmaya başlamıştır.
1932 yılında Kadıköy Lisesi’ne atanması üzerine İstanbul’a dönen Tanpınar, 1933'te Sanayi-i Nefise’ye tayin edilmiştir. Tanzimat’ın 100. yıldönümü dolayısıyla 1939’da eğitim bakanı Hasan Âli Yücel’in emriyle ‘ 19. uncu Asır Türk Edebiyatı ‘ kürsüsüne, doktorası olmadığı hâlde, "yeni Türk edebiyatı profesörü" olarak atandı ve Tanzimat’tan sonraki Türk edebiyatının tarihini yazmakla görevlendirildi. Kitap tanıtım yazıları ve İslam Ansiklopedisi’ne maddeler yazdı.
1943-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulundu. 1948’de akademideki estetik hocalığına ve 1949’da Edebiyat Fakültesi’ndeki kürsüsüne döndü.
23 Ocak 1962 tarihinde geçirdiği kalp krizi neticesinde İstanbul'da vefat etti.
Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir çalışmasında şehir kurgusu içerisinde en çok toplumsal yapıya yönelik çalışmalar yapmıştır. Ancak Erzurum bu şehirler içerisinde çok farklı bir yer tutmaktadır. Bunda etkili olan en önemli faktör çocukluk yıllarında gelmiş olduğu bu şehirde dimağında yer tutan anıların bıraktığı tesirdir. "Büyük anneannemin masallarıyla Kerem'den, Yunus'tan okuduğu beyitlerle, bana öğretmeye çalıştığı yıldız adlarıyla muhayyilemde büyülü hatırası hala pırıl pırıl tutuşur.”
KAZIM YURDALAN
1883 yılında Erzurum’da Çortan Mahallesi’nde doğdu. 1900 tarihinde girdiği Harp Okulundan 1902’de Piyade Teğmeni olarak mezun oldu ve 4. Ordu emrine atandı. 27 Şubat 1909 tarihinde Jandarma sınıfına nakledilerek Muş ili Jandarma bölük komutanlığına atandı. Yurdalan, 13 Nisan 1912 tarihinde Yüzbaşı rütbesine yükseltilerek Trabzon Jandarma alayı Hatina Bölük komutanlığına, 8 Agustos 1913 tarihinde de Erzurum Jandarma Alayı Merkez Bölük Komutanlığına atanmıştır. Birinci Dünya Savaşında Erzurum savunmasında Kargapazarı muharebesinde ve Erzurum’un düşman eline geçmesi sonucu Tercan Hebek dağı muhaberesindeki hizmet ve fedakarlığına karşı lık olarak 25 Mayıs 1916 tarihinde Binbaşı rütbesine yükseltilmiş, ayrıca savaşta müttefikimiz olan Avusturya Macaristan İmparatorluğu tarafından kendisine III. Sınıf Harp Nişanı verilmek suretiyle mükafatlandırılmıştır.
21 Aralık 1916 tarihinde 3.Ordu komutanlığınca Trabzon Jandarma alayı komutanlığına vekaleten atanmıştır.Bu görevi süresince Pontuscu Rumlara karşı ciddi bir mücadele veren Yurdalan, Ferit Paşa hükümetince re'sen emekli edilmiştir. Bunun üzerine 1919 tarihinde Erzurum’a gelerek Süleyman Necati ve Hüseyin Avni beyler ile Erzurum Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurmuştur.
Erzurum kongresine Mustafa Kemal Atatürk ve Rauf Orbay’ın üye olarak girmelerini sağlamak için Cevat Dursunoğlu ile beraber Erzurum üyeliğinden istifa etmiştir. Sonradan kongreye Tortum üyesi olarak katılmıştır. Erzurum Kongresinden sonra silahlı kuvvetlerde görev almış 29.Piyade Alay komutanı olarak Kars ilinin düşmandan kurtarılmasında gösterdiği başarıdan dolayı 1920 tarihinde Yarbay rütbesine yükseltilmiştir ve İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.
1935 yılından 1945 yılına kadar değişik hizmetlerde bulunan Yurdalan, 1945 yılından 1950 yılına kadarda Erzurum belediye başkanlığı görevinde bulunmuştur. 13 Kasım 1962 tarihinde İstanbul Deniz Hastanesinde vefat eden Yurdalan’ın kabri, vasiyetnamesindeki isteği üzerine Erzurum şehir mezarlığına getirilmiştir.
Mezar taşında yazılı olan “İnkılâp’cının maddi varlığı, içinde yattığı toprak olmalıdır” Cümlesi yaşamının açık ve seçik aynasıdır.
EMİR SALTUK BEY
Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliklerinden biri olan Saltuklu Beyliği’nin kurucusu Saltuk Bey’in (Ebü’l-Kāsım İzzeddin Saltuk Bey) Malazgirt zaferinden önceki hayatı hakkında bilgi yoktur. Anadolu’nun fethinde büyük hizmetlerde bulunduğu için Kars, Pasinler, Oltu, Erzurum, Tortum, Tercan, İspir, Bayburt, Şebinkarahisar ve yöreleri veraset yoluyla çocuklarına intikal etmek üzere kendisine iktâ edilmiştir (464/1071). Beyliğin 472’de (1080) kurulduğu da ileri sürülür . Erzurum ve çevresinin Emîr Saltuk Bey’e iktâ edilmesi onun diğer beylerden daha önemli konumda olduğunu göstermektedir.
Emîr Saltuk Bey’in ölümüyle yerine oğlu Ali geçmiştir. İbnü’l-Esîr, 496 (1102-1103) yılı olaylarını anlatırken Ali’nin söz konusu tarihte beyliğin başında bulunduğunu söylediğine göre Saltuk Bey bu tarihten önce vefat etmiş olmalıdır. Büyük Selçuklu Sultanı Berkyaruk ile kardeşi Gence Meliki Muhammed Tapar arasında 8 Cemâziyelâhir 496 (19 Mart 1103) tarihinde Hoy kapısında cereyan eden ve Muhammed Tapar’ın yenilgisiyle sonuçlanan savaşın ardından Muhammed Tapar Erciş’e, oradan da Sökmen el-Kutbî’nin hâkimiyetindeki Ahlat’a çekildiğinde yanında Sökmen el-Kutbî, Muhammed b. Yağısıyan ve Kızılarslan gibi emîrler vardı. Erzenürrûm Emîri Ali b. Saltuk da bu sırada Ahlat’ta Muhammed Tapar’a katıldı. Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasında 497’de (1104) yapılan anlaşmanın ardından Muhammed Tapar Meyyâfârikīn’e giderken ona refakat eden emîrler içinde Ali b. Saltuk da bulunuyordu.
KAZIM KARABEKİR PAŞA
1882'de İstanbul'da doğmuştur. Kazım Karabekir, Mehmed Emin Paşa'nın oğludur.
1905'te Erkan-ı Harbiye Mektebi'ni bitirerek "yüzbaşı" rütbesiyle orduya katıldı.
II. Meşrutiyet'ten sonra Edirne'de II. Ordu 3.tümen "kurmaylığına" atandı. 31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu'nda görev aldı.
14 Nisan 1912'de "binbaşılığa" yükseldi. Balkan Savaşı'nda Trakya Sınır Komiseri olarak görev yaptı. 1914'te "yarbay" rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi.
Bir süre sonra İstanbul Kartal'da 14. tümen komutanlığına atandı ve Çanakkale'ye gönderildi. Kerevizdere'de Fransızlar'a karşı üç ay savaştıktan sonra "albaylığa" yükseldi.
İstanbul'da I. Ordu erkan-ı harbiye başkanlığına atandıktan sonra, Galiçya ve Irak’a gitti.
1916'da Kutü'l-Amare'yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak'ta İngilizler'le çarpıştı. 1917'de 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elazığ cephelerindeki II. Ordu komutanlığına vekâlet etti.
1918'de Erzincan ve Erzurum'u Ermeniler'den ve Ruslar'dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini ve Karakilise'yi (Karaköse) kurtardı. Aynı yıl tümgeneral oldu.
Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığının ardından Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığına atandı. Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı.
Kurtuluş Savaşı'nda Edirne milletvekilliği ve Doğu Cephesi Komutanlığı yapan Kazım Karabekir Paşa, Ermeniler'in eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920'de Ermeni ordusunu kesin olarak ortadan kaldırmış, akabinde Gümrü Antlaşması'nı imzalamıştır.
Kars'ın alınmasıyla korgenerallliğe yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Kurtuluş Savaşı'nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı.
1923'te İstanbul milletvekili oldu. 1924'te, TBMM'deki Dörtler Grubu'nu destekledi. Ardından askerlikten ayrılarak Halk Fırkası'ndan istifa etti.
17 Kasım 1924'te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın başkanlığına seçildi.
Siyasi yaşamına on iki yıllık aradan sonra, 6 Ocak 1939'da İstanbul milletvekili olarak devam etti.
1946'da TBMM başkanlığına seçildi ve bu görevde iken vefat etti.
HABİB BABA
Şehrimizde Türbesi ile bütün insanların hafızasına yerleşmiş ve ölümü üzerinden 100 yıldan daha fazla zaman geçmesine rağmen menkıbeleri hala belleklerde yaşamış , aynı zamanda bir şehir semtine de ismini vermiş olan Habib Baba, aslen Hindistanlıdır. Babası ile birlikte Bitlis’e gelip Uşşâki Ali Baba’ya talebe olmuştur. Kısa zamanda yetişip kâmil bir velî olmuş ve hocasının emriyle önce Şam’a sonra Erzurum’a gelerek insanlara İslâmiyeti anlatmış, dünyâ ve ahiret saâdetine kavuşmaları için çalışmıştır. 1847 yılında vefât eden Habîb Baba daha önce Timurtaş Paşa Türbesi diye bilinen Erzurum’daki türbeye defnedilmiştir.
Habib Baba için Kamil Paşa 12 satır halinde Farsça bir kitabe yazdırmıştır. Abdulbaki Gölpınarlı'nın tercüme ettiği metinde şu ifadeler yer alır: "Marifet cihanı, tarikat piri, olgun mürşid, birlik sırrının da emini; Hazret-i Mevla'nın sırrını bilen; birlik ashabının başı, birlik ashabı halkasının başında oturan zat… Yaşadığı müddetçe bir geceyi bile, ona ibadetle meşgul olmadan geçirmedi. Bir adım attıysa, mutlaka ibadete attı, bir söz söylediyse mutlaka hakkı andı. Bu yokluk yurdundan usanıp da cennete yönelince Rıdvan'dan: "Merhaba, yücel" diye bir ses geldi. Gayb âleminden biri geldi de, tarihini okudu: Habib Baba tesbih ederek cennetler gül bahçesine geçip gitti. Türbenin ayak taşında ise Ankaralı Ali Namık Efendi tarafından yazılmış bulunan: "Yediler eşkimle tahrir etti tarihin; Habib Baba yürüdü geçti zâr-i kulb-i lâhute" ibareleri bulunmaktadır.
HACI AHMET BABA
Rufa-i tarikatı şeyhlerinden, tasavvuf ve keramet ehli bir zattır. Peygamber efendimizin soyundan olan Hacı Ahmet Baba , babası Şeyh Yusuf Naili Efendinin, Bağdat’ tan geldikten sonra yerleştiği, Van’ın Hoşab (Güzelsu) beldesinde 1792 yılında dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini ve tasavvuf terbiyesini babasının dergahında almıştır. Hacı Ahmet Baba Emr-i bil-maruf göreviyle Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunduktan sonra, Hac Farizasını yerine getirmek için Hicaza gitmiştir. Pir Muhammet Küfrevi dergahında bir süre eğitim aldıktan sonra, babasının isteği üzerine kardeşiyle birlikte Horasan ilçesine bağlı Hacıahmet (Sanamer) köyüne yerleşmiştir. Önceleri köy halkı iki kardeşe sıkıntı çıkarmışsa da sonradan onları baş tacı ederek ,Hacı Ahmet Baba adına bir kümbet inşa etmiştir. Çevre köylerde de kısa sürede adı duyulmuş olan Hacı Ahmet Baba ömrünü dini anlatmaya, insanları doğru yola çağırmaya adamıştır.
Çok sağlıklı bir yaşamı olan Hacı Ahmet Baba, 120 yıllık ömrünü 1912 yılında baki aleme geçerek tamamlamıştır. Rufai Tarikatı’nın icazetli halifesi, tasavvuf erbabı; Abdulgani Efendi tarafından yıkanarak yaşadığı eve defnedilmiştir. Türbesi, Erzurum iline 106 km, Horasan ilçesine 23 km uzaklıkta bulunan Hacıahmet (Sanamer) köyündedir.
HASAN-I BASRİ HZ.
Asıl adı Hasan bin Yesar'dır. Künyesi Ebu Muhammed veya Ebu Said'dir. Aile kökleri aslen Irak’ın Basra kentindendir. Hz.Ömer'in halifeliği sırasında 641 (H.21) senesinde Medine'de dünyaya gelmiştir.Doğduğunda adet üzere adı konulması için Hz. Ömer'e götürülmüş, Hz. Ömer onun güzel yüzünü görünce ; ' Adı Hasan (güzel) olsun' buyurmuştur. Arapçayı en iyi şekilde öğrenmiş,çocuk yaşta Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş, Sahabe-i Kiram'dan (ra) ilim ve feyiz almıştır. Hasan Basri on beş, on altı yaşlarındayken ailesiyle birlikte Medine-i Münevvere' den ayrılıp zamanın en önemli ilim merkezlerinden olan Basra'ya , babasının memleketine yerleşmiş ve önemli sahabelerin ilim meclislerinde bulunmaya devam etmiştir. İbni Ziyad, Horasan'a vali olunca onunla birlikte Horasan'a gitmiş ve on sene kadar burada bulunarak bir çok sahabeyle görüşmüştür. Fıkıh, Tefsir, Kelam, Tarih gibi zahiri ilimlerde yüksek derecelere ulaşmıştır.
728 senesinde, Basra’da vefat etmiştir. Türbesi, Yukarı Hasan-i Basri Mahallesindedir. Esasen Hasan-ı Basri Hazretleri’nin kabri Basra’da Salihiye mevkiindedir. Hasani Basri Hazretleri Erzurum’a hiç gelmemiştir. Bu zata bağlı olan şahıslar, bir zaviye ve mescid kurarak tarikatını devam ettirmişlerdir. Türbe bahçe içerisinde korumaya alınmıştır. Türbe ve parkı 1993 yılında Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır.
HÜSEYİN AVNİ ULAŞ
1887'de Elazığ'ın Karakoçan İlçesi'ne bağlı Kümbet köyünde doğdu. Erzurum Mülkiye İdadisi'ne kaydoldu. İstanbul-Vefa Sultanisi'nde okudu. 1912'de İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. I. Dünya Savaşında Kafkas cephesinde Ruslar'a karşı savaştı. 1918'de Bitlis ve Kars'ın kurtuluşuna katıldı. Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Erzurum ve Sivas kongrelerine katıldı. Son Osmanlı Mebusan Meclisine seçilip Misaki Milli’ye imza attı. Meclis kapatıldıktan sonra Ankara’da toplanan ilk mecliste Erzurum Milletvekili oldu.
Birinci mecliste ilk muhalefet olan ikinci grubun oluşmasına öncülük etti. İkinci grubun desteği ile meclis başkan vekilliğine seçildi. İlk meclisin feshinden sonra 1923’teki yeni meclise diğer muhalif vekiller gibi o da alınmadı.
İzmir suikastı soruşturmasında idamla yargılanmışsa da suçsuz bulunarak serbest bırakılmıştır. Siyasi mücadelede saf dışı bırakılan Hüseyin Avni Bey bir süre İstanbul’da avukatlık yaptı. Sürekli gözetim altında tutulmasından dolayı Avukatlık mesleğini gereği gibi icra edemedi. Uzun süre maddi sıkıntı çeken Ulaş, İstanbul 5. Noteri olarak tayin edildi. 1945'de kurulan Milli Kalkınma Partisi'nin kurucuları arasında yer almıştır. 1948 yılında İstanbul’da vefat etti. Beykoz Küçüksu kabristanına defnedildi. Yakın tarihimizdeki önemli düşünürlerden Nurettin Topçu, Hüseyin Avni Bey’in damadıdır. Nurettin Topçu’nun çıkardığı Hareket dergisinin 13. ve 14. üncü sayıları Hüseyin Avni Ulaş özel sayıları olarak yayınlanmıştır.
PROF. DR. MÜMTAZ TURHAN
Mümtaz Turhan, 1908’de Erzurum’un Horasan ilçesinde (Horasan o tarihlerde Hasankale’ye bağlı bir köydür) dünyaya gelmiştir. 1916’da Erzurum’un Rus işgaline uğraması üzerine ailesi Kayseri’ye göç etmiştir. Mümtaz Turhan 1924’de Kayseri Sultânîsi’nin (lise) ilk ve orta kısımlarını, 1927’de de Bursa Lisesi’nden naklen geldiği Ankara Lisesi’ni bitirdi. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne kayıt yaptırmış fakat bu sırada Milli Eğitim Bakanlığının açtığı sınavı kazanarak yüksek öğrenim için Almanya’ya gitmiştir. 1928-35 yılları arasında toplam yedi yıl kaldığı Almanya’da önce Berlin Üniversitesi’nde psikoloji öğrenimi görmüş ve ardından Frankfurt Üniversitesi’nde yine psikoloji alanında doktora yapmıştır. Avrupa’da kaldığı yıllarda Milliyetçi aydınlardan olan Remzi Oğuz Arık ile tanışmış ve yakın bir dostluk kurmuştur. 1936’da Türkiye’ye dönmüş ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tecrübî Psikoloji Kürsüsü’ne asistan olmuştur. 1939’da doçent olan Turhan 1944’de bilimsel çalışma yapmak amacıyla İngiltere’ye gitmiş ve ikinci doktorasını Cambridge Üniversitesi’nde sosyal psikoloji alanında yapmıştır. Turhan 1950’de profesörlüğe yükseltilmiş, 1949-51 yılları arasında Birleşmiş Milletler Sosyal Komisyonu’nda Türkiye temsilcisi olarak çalışmıştır. 1943’de Mevhibe hanımla evlenen ve iki kız babası olan Turhan, 1969’da vefat etmiştir.
CEVAT DURSUNOĞLU
11 Temmuz 1892 yılında, Erzurum’da dünyaya geldi. "Dursunbeyoğlu" ailesindendir. İlk ve orta öğrenimini Erzurum’da tamamladı. 1911-1914 yılları arasında Almanya’da, Almanca, felsefe, sosyoloji ve pedagoji eğitimi aldı. I. Dünya Savaşı’nda orduda görev aldı. Mart 1919’da Erzurum’da “Vilayat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi” Cevat Bey’in İstanbul’dan getirdiği yetki belgesine göre açıldı. Kurulan yeni cemiyette katip olarak çalıştı. Milii Mücadele’de Erzurum’un ve Anadolu'nun sesi haline gelen Albayrak Gazetesi’nde fikir mücadelesi verirken aynı zamanda özel ilkokulda eğitim çalışmalarını sürdürdü. Erzurum Vilayet Kongresi’ne ve Erzurum Kongresi’ne katıldı. Mayıs 1920’de Erzurum Öğretmen Okulu Müdürlüğü’ne atandı. 1920’nin Eylül ayında Bakü’de toplanan I. Doğu Halkları Kongresi’ne , Erzurum’dan Kazım Karabekir tarafından seçilen heyet içerisinde bulunarak iştirak etti. Daha sonraki yıllarda; Kars Maarif Müfettişliği, Kars Milli Eğitim Müdürlüğü, Şark Vilayetleri Maarif Müfettişliği, İlk ve Orta Öğretim Genel Müdürlüğü, Avrupa (Almanya) Türk Talebe Müfettişliği, ayrıca Yüksek Öğretim ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1942-1946 yılları arasında VII. Dönem Kars ve 1946-1951 yılları arasında VIII/I. Dönem Erzurum milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulundu. 1941-1951 yılları arasında CHP Genel Sekreter Yardımcısı oldu. 1961’de Kurucu Meclis’te görev aldı. 1965 yılında politikadan çekildi. Milli Mücadele yıllarından sonra kaleme aldığı “Milli Mücadele’de Erzurum” adlı hatıralarından oluşan eseri dönemin değerli kaynakları arasındadır. 10 Ocak 1970 yılında vefat etti.
MAKSUT EFENDİ
Erzurum’un manevi kahramanlarından; Maksut Efendi, 1866 Tarihinde Erzurum´un Veyis Efendi mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Kurban Çavuştur. Medrese eğitimini Müderris Mustafa Zihni Efendi (Yetim Hoca) ve Şeyh Ahmet Hoca’dan almıştır. Eğitim hayatına Yetim Hocanın açmış olduğu medresede Baş Müderris olarak devam etmiştir.. Habib Efendi (sıvırcık) Camii İmam Hatipliğini de yapmış olan Maksut Efendi, mütevazi kişiliği,adaletli oluşu ve dürüstlüğü ile tanınmıştır. Erzurum Sultan Melik Mahallesi, üç kümbetler mevkiinde mukim, Seyit Sıbğetullahi Arvasi
ve onun halifesi Şeyh Abdurramani Taği Nakşî kolu halifelerinden, Şeyh Ahmet Efendi
(Taşkeseni) nin derslerine de devam etmiştir.
Maksut Efendi 3 Ocak 1943 tarihinde Rahmeti Rahmana kavuşmuştur. Vasiyeti, kendi ismiyle
anılan mahalledeki tarlasına defin edilmesidir. O sene kış ağır geçtiğinden, Mahmut Paşa
mezarlığına defin edilir. Kar kalkıp ortalık açıldıktan sonra, vasiyeti üzerine çıkarılıp bu günkü
metfun olduğu yere götürülür. Görgü şahitleri kefeninin bile sararmadığını söyler.
Alvarlı Efe Hz. Maksut Efendi için;
“İlm u amel lillah idi,
Bu ümmete fillah idi
Sayı rızaullah idi
Maksut Efendi Hocamız” yazarak duygularını belirtmiştir.
GAZİ AHMET MUHTAR PAŞA
1839´da Bursa´da doğdu. Bursa Askeri Lisesini bitirdikten sonra, İstanbul´da Harbiye´ye devam etti. Buradan 1861´de kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Hersek isyanının bastırılmasında ve Karadağ savaşlarında bulundu. Ostraok muhaberesinde yaralandı. 1864´te Kozan´daki isyanı bastırmakla görevlendirildi.
1870´te Yemen´in merkeze bağlanması için gönderilen ordunun başına geçirildi. Yemen´deki başarılarından dolayı mareşalliğe yükseltildi ve Yemen valiliğine getirildi. 1873´de kısa bir süre Nafia Nazırlığı yapan Ahmet Muhtar Paşa, 93 Harbi başladığı sırada Erzurum´daki 4. Ordu Komutanıydı.
93 Harbi esnasında Zivin, Gedikler ve Yahniler muharebelerinde Ruslara karşı zafer kazanmıştır. Kazandığı bu zaferler sebebiyle Sultan İkinci Abdülhamid tarafından "Gazi"lik ünvanı verildi. Ahmet Muhatar Paşa, Alacadağ ‘ da savaşırken , Tuna cephesinde tehlikenin artması üzerine Çanakkale Hattı Komutanlığına getirildi. Bu görevden sonra Erkan-ı Harbiyye-i Ummiye Reisliğine (Genelkurmay Başkanlığına)tayin edildi.1892´de de Mısır Fevkalede Komiserliğine getirilmiştir.
1908´de meşrutiyetin ilanıyla Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. 1911´de Ayan Meclisi Reisliğine tayin olan Ahmet Muhtar Paşa 22 Temmuz 1912´de sadrazam oldu. Sadareti sırasında Balkan Savaşı başladı. Balkan Savaşlarındaki başarısızlıklar yüzünden sadaretten çekilmek zorunda kaldı.
1919 yılında İstanbul´da vefat eden Ahmet Muhtar Paşa, Fatih Cami avlusuna defnedilmiştir.
YUNUS KAYA HOCA
1927 yılında Erzurum İli Tortum İlçesi’nin Yukarıödük(Katıklı) köyünde dünyaya geldi. Kayaoğullarından Molla Zülkif’in oğludur. İlk öğrenimini kendi köyünde tamamladı. Askerlik çağına kadar köyünde Aşır Hafız dan Kur’an ve tecvid, Köyün İmamı Yunus Hoca’dan da fıkıh ve kelam ilimleri eğitimi aldı. Askerlik sonrası Erzurum Müftüsü M.Solakzade’den 7 sene yaz kış Osmanlı Medrese tertibinde dini ilimler tahsil ederek icazet aldı ve Mısır’a gitti.
Mısır’da imtihanlara girerek lise son sınıfa kaydoldu. Liseden sonra Ezher Üniversitesi Usulud-din Fakültesinde beş yıllık eğitimini tamamlayarak mezun oldu. Daha sonra iki yıl boyunca kelam, tasavvuf ve felsefe alanlarında ihtisas yaptı. Irak’da bulunan; Bağdat Üniversitesi’ nin Külleye Şeria ve’l-Adab Fakültesinden de mezun olmuştur.
Türkiye’ye döndükten sonra, sırasıyla Uşak, Çanakkale ve Erzurum İl Müftülük görevlerinde bulundu. Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 18 yıl kelam ve tasavvuf dersleri verdi ve emekliye ayrıldı. Mehmet Nuri Yılmaz Eğitim Merkezinde Müftü ve Vaiz adaylarına zaman zaman konferanslar verdi.Hiç evlenmeyen Kaya, 27 Şubat 2015 tarihinde hakkın rahmetine kavuşmuştur.
AHİ TOMAN BABA
Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını ve iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği sosyo-ekonomik bir düzendir.
Şehrimizde Ahilik Teşkilatı 1300’lü yıllarda, Ahi Toman Baba tarafından kurulmuştur. İbni Batuta 1331'de Erzurum'a uğradığı zaman Ahi Toman'ın tekkesine inmiştir. Batuta, seyahatnamesinde 'Bu şahıs pek yaşlı olup 130 yaşını aştığı söylendiği halde hâlâ bir değneye dayanarak yürümekte, hafızası yerinde durmakta, beş vakit namazını kılmakta idi. Yemekte bize şahsen hizmette bulundu. İkinci gün yola çıkmak istediğimizde ise bize gücenerek buna razı olmadı' der." Ahilik Teşkilatının Erzurum’daki kurucusu Toman Babanın, Narmanlı Mahallesi Dere Sokaktaki, 9 Numaralı evin bahçesinde türbesi bulunmaktadır.
YETİM HOCA
Asıl adı Mustafa Zihni olan Yetim Hoca , çok küçük yaşlarda dayısı "Fetvacı Hoca" lakabı ile anılan Hacı Mehmet Efendi ile beraber Erzurum'a yerleşmiştir. Baba yüzü görmeden, dayısının himayesinde büyüdüğü için "Yetim" olarak anılmıştır. İlk eğitimini Pervizoğlu Medreseleri`nde alan Mustafa Zihni, zamanın birçok hocalarından ayrı ayrı dersler almıştır. Karslı Büyük Hamit Efendi`den ve Tabur imamı Dağıstanlı "Mehmet Efendi Hoca`dan" Farsça ve Mesnevi şerif’i öğrenmiştir. Mustafa Zihni Efendi`nin Erzurum`da ilk resmi vazifesi Rüşdiye muallimliğidir. Yetim Hoca, on seneden fazla Rüşdiye muallimliğinde kaldıktan sonra kendi medresesinde özel dersler vermiştir. Gürcükapı çevresi ve Kavaflar Çarşısı`nda Memiş Ağa Hanı içinde bir odayı, dershane haline getirip, ilim öğrenmek isteyen herkese ilmini aktarmaya çalışmıştır. Eğitim alanında getirdiği yeni metodların uygulanması , şehrin eğitimine kısa sürede çok büyük katkılar sağlamıştır. Erzurum`da hocaların da hocası olan Yetim Hoca, 29 Şubat 1912`de 85 yaşında vefat etmiştir.
MELİKE MAMA HATUN
Merkezi Erzurum olan Saltuklu Beyliği’nin başına, kardeşi Nasrettin Muhammed Bey’in 1190 yılında ölümüyle Melike Mama Hatun geçmiştir. Saltuklu devletini 1191-1200 yılları arasında doğrudan yönetmiştir.Cesur ve usta bir savaşçı olan Melike Mama Hatun ordusunun önünde, atının üstünde birçok savaşa katılarak başarılar kazanmıştır. 1201 yılında tahtından indirilen Melike Mama Hatun’un yerine ağabeyinin oğlu Alaeddin Melikşah Bey geçmiştir.
Yakın geçmişe kadar kendi adıyla anılan Tercan’da büyük bir kervansaray ve hamam ile kendi türbesinden oluşan Mama Hatun Külliyesi’ni inşa ettirmiştir.
HACI DERVİŞ AĞA
Derviş Hacı İbrahim Ağa 17. yüzyıl sonu 18.yüzyıl başlarında hayat sürmüş Erzurum’un yetiştirdiği, sanatkar ve kundura işleriyle uğraşan bir tüccardır. Tasavvuf ehli Derviş Ağa Hacı Bektaş Ağa’nın oğludur. Ömrünü Allahın rızasını kazanmaya adamış bu müstesna şahsiyet sahip olduğu dünyalıkların tamamını bağışlamış, hayır sahibi oluşuyla gönüllerde taht kurmuştur. 1736 yılında vefat eden Derviş Ağanın mezarı, Gülahmet caddesinde, H. 1130, M. 1717 yılında yaptırdığı, kendi adını taşıyan Derviş Ağa caminin hareminin giriş bölümündeki hazirenin orta kısmındadır. Türbeyi 4 sütun üstünde yükselen güzel bir kubbe örtmektedir. Mezarın çevresi mavi renkli demir parmaklıklarla çevrilidir.
EBU İSHAK KAZERUNİ
Asıl adı İbrahim Bin Şehriyarî’dir. 352/963 yılında Şiraz civarında Kazerûn’da doğdu. Çin, Hindistan, İran ve Anadolu’da İslâmiyet’in yayılmasında büyük hizmeti geçti. Kazerûn çevresinde Mecusiler arasında Müslümanlığı yaydı. Büyük bir üne kavuştu. Doğduğu şehirde 426h./1035 yılında vefat etti. İlimizde, İç Kale'yi Çifte Minareli Medrese'ye bağlayan sur duvarı üzerinde bulunan köşeli burçlardan biri, içten kubbe ile örtülerek , asıl mezarı Kazerun’da bulunan Ebu İshak Hazretlerine ait bir türbe (makam) yapılmıştır. Önünde bir de zaviyesi bulunmaktadır. Türbe, 2006 yılında Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş ve turizme açılmıştır.
MEDDAH BEHÇET MAHİR
Behçet Mahir, 1919′da Erzurum’da doğmuştur. Hamdi Efendi ve Güneş Hanımın oğludur. Okur yazarlığı yoktur. Asıl işi meddahlıktır. Behçet Mahir, Ustası Gez Mahalleli Hafız Mikdat’ın yanında yedi yıl çıraklık etmiştir ve halk hikayeleri ve hikayeciliğini öğrenmiştir. Kahvehanelerde halk hikayeleri anlatarak ve çorap satarak geçimini sağlayan Mahir, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde yardımcı hizmetler sınıfında çalışmış ve 1980′de emekli olmuştur. Halk hikayecisi meddah Behçet Mahir 26 Temmuz 1988′de Erzurum’da vefat etmiştir . Anlattığı halk hikâyeleri birçok akademisyenin doktora ve doçentlik tezlerinde yer almıştır. Behçet Mahir’in anlattığı hikayeler Prof. Dr. Warren S. Walker’in hazırladığı, “A Turkish Folktale / The Art of Behçet Mahir” adıyla 1996′da Amerika’da yayımlanmıştır.
HACI CAFER EFENDİ
Erzurum doğumlu olan Hacı Cafer Efendi’nin babasının adı Ebubekir’dir. Doğum tarihiyle ilgili kesin bilgi bulunmamaktadır.1635 yılında Erzurum Hazinesi Mukataa Memuru olarak Sultan İbrahim tarafından tayin edilmiştir. Evliya Çelebi Erzurum’da bulunduğu zaman Cafer Efendinin köyüne kendisini davet ettiğini belirterek “ Deveboynuna ve buradan da Cafer Efendi Köyüne geldiklerini anlatıyor.” Bu köyün şimdiki adının (Nebi köyü) olduğu (İ.Hakkı Konyalı, Erzurum Tarihi) belirtiliyor. Cafer Efendi, Caferiye Camii külliyesini yaptıran ve çevresine her türlü yardımı yapan bir kişi olarak tanınmıştır. Padişah Genç Osman’a karşı ayaklanan Yeniçerilerle kahramanca savaşmış,1061 yılı Şaban ayının yedinci Salı günü öğleden sonra (M.1650) yeniçeriler tarafından şehit edilmiştir. Caferiye camiinin son cemaat mahalline açılan pencerenin önünde defnedilmiştir.
ÖMER LÜTFİ ORTAKALE
Ömer Lütfi Ortakale 1941 Yılında Erzurum’da doğdu. İlköğretimini Erzurum’da tamamlayan Ortakale, maddi imkansızlıklar nedeniyle eğitim hayatına devam edememiştir. Müziğe olan merakı çeşitli musiki derneklerine yönelmesine neden olmuştur. Derneklerin de yardımıyla müzik konusunda kendisini geliştirerek, mahalli sanatçı olarak, TRT Erzurum Radyosunda programlara katılmaya başlamıştır. Askerlik hizmetinden sonra, TRT Erzurum Radyosunda açılan "Yetişmiş Sanatçı" sınavını kazanarak, 1972 yılında TRT sanatçısı olmuştur. 1997'de İstanbul Radyosu'na atanan Ortakale, halen bu radyoda saz sanatçısı olarak çalışmaktadır. Çok sayıda halk türküsü derleyerek unutulmasının önüne geçmeye çalışan sanatçı Birinci Dünya Savaşı sırasında Alvarlı Efe Hazeretleri tarafından yazılan ‘’Erzurum Destanı’’ adlı şiiri derlemiştir.
MÜEZZİN ABDULLAH EFENDİ
Erzurum’da yetişmiş, kahramanlığıyla ve zekasıyla destanlaşmış bir şahsiyettir. Hacı Abdullah Efendi, Osmanlı’nın Erzurum’daki en eski eserlerinden biri olan Ayaz Paşa Camisi’nin müezzinliğini yapmıştır.1877 yılında Osmanlı Rus Harbi’nin başladığı günün sabahı ezan okumak için caminin minaresine çıktığında, şehrin doğusunda savunma amaçlı yapılan tabyalarda savaşın başladığını ve sayıca az olan Türk ordusunun Rus Ordusu karşısında zor durumda kaldığını görerek,ezanın akabinde "Haydi karındaşlarım... Gün bugündür... Vatanı savunma günüdür... Ya gazi olacağız, ya şehit. Bende geliyorum" sözleriyle halkı savaşmaya davet etmiştir. Bu konuşmanın akabinde Erzurum halkı tabyaya akın ederek büyük bir zafer kazanmıştır. Bu savaşta şehit olan Hacı Abdullah Efendi’nin cenazesi dualar eşliğinde müezzinlik yaptığı Ayaz Paşa Camiisi’nin bahçesine defnedilmiştir.
PABUÇCU ZADE KADI EFENDİ
Pabuçcu Zade Kadı Efendi bir dönem dillere destan olmuş, keramet ehli bir şahsiyettir. Halk arasında anlatıldığına göre ‘’ Kesin tarihi bilinmemekle beraber, Osmanlı döneminde Erzurum’a bir “Kadı” tayin edilir. Şehrin ileri gelenleri Kadı Efendiyi şehrin girişinde karşılar. Mekkâresi ile Erzurum’a gelen Kadının haşmetli, celal biri olacağını düşünen Erzurumlular karşılarında sıradan giyimli, ufak tefek bir kadı görünce, önce biraz şaşırarak şehre geri dönerler. Kadı Efendinin Erzurum’da bulunduğu dönemde kurbağa seslerinden muzdarip biri gelerek, kendisine yardım etmesini talep eder. Kadı Efendi ona pabucunu vererek, kurbağaların olduğu suya atmasını ve kurbağalara,kadının şimdilik pabucunu gönderdiğini söylemesini ister. Pabucun suya atılmasından sonra kurbağa seslerinin kesilmesi halk arasında yayılır. Bu olaydan sonra halk Kadı Efendi’yi ‘Pabuçcu Zade Kadı Efendi’ olarak anmaya başlar.’’ Vermiş olduğu karalarda çok adil oluşu ve göstermiş olduğu kerametler kadının kısa sürede halk arasında sevilen ve saygı duyulan biri olmasını sağlamıştır. Erzurum’da vefat eden Pabuçcuzade Kadı Efendi, Ulu Caminin batı cephesinde bulunan çeşmenin arkasındaki dar bahçeye defnedilmiştir.
KARA FATMA (FATMA SEHER ERDEN)
1888 yılında Erzurum’da dünyaya gelmiştir. Kara Fatma, eşinin orduda görevli olması nedeniyle onunla birlikte pek çok kez savaşlara katılmıştır.
Kahraman bir kişiliğe sahip olan Kara Fatma, eşinin ölümü üzerine Sivas Kongresi aracılığı ile Mustafa Kemal Atatürk’e ulaşmıştır. Bu kongre sonrası Milis Müfreze Komutanı olarak Batı cephesinde görev almıştır. İzmir’in düşman işgalinden kurtulması için mücadele etmiş, İstanbul’dan silah ve adam kaçırma gibi pek çok olayın içerisinde yer almıştır.
Komutasına verilen 300 askeri ile I ve II İnönü Savaşlarında ve Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Savaşında yer almış ve Üsteğmenlikten emekli olmuştur. Büyük bir kahramanlık örneği olan Kara Fatma, kendisine verilen emekli maaşını kabul etmeyip bu maaşı Kızılay’a bağışlamıştır. 1955 yılında hayatını kaybetmiştir.
ERZURUMLU EMRAH;
Halk şairi, Aruz ölçüsüyle yazdığı gazel, muhammes, murabba türündeki şiirlerinde ağdalı bir dil kullandı. Asıl ününü, aşk, gurbet ve kaderden şikayet gibi temaları işlediği, zaman zaman tasavvufa yöneldiği koşmalarına borçludur. (Ö. 1854)
ZİYA PAŞA;
Yazar, şair, devlet adamı. İspirli Feridettin efendinin oğludur. 1867'de Namık Kemal ile birlikte Londraya kaçarak yeni Osmanlılar'ın yayın organı olan Hürriyet gazetesini yayınladılar. 1. Meşrutiyetin ilanınından sonra 1877'de vezir rütbesiyle önce Suriye valiliğine ardından Adana valiliğine atandı. Adana'da yaşamını yitirdi. Yenilikçi Tanzimat Edebiyatının öncüleri arasında yer aldı. Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte yeni Türk edebiyatının temellerini attı. 1874-1875'te Arap, Fars ve Türk şairlerin şiirlerini harabat adlı üç cilt ansiklopedide topladı. (1825-1880)
MEHMET SAİD PAŞA;
Sadrazam 2. Abdulhamit döneminde İçişleri Bakanlığı, Ayan Meclisi Başkanlığı, Hazine-i Hassa Bakanlığı ve Adliye Bakanlığı'ndan sonra 1879'da sadrazamlığa getirildi. Çok sayıda yeni rüştiye ve mülkiye okulları açtırdı. Borçlar idaresini kurdu. Memurla ilgili düzenlemeler yaptı. 1912'deki 1. Balkan Savaş'ında 3 ay zor koşullar altında Edirne'yi savundu. Edirne Müdafıi olarak anılır. (138-1914)
MEHMET ŞÜKRÜ PAŞA;
Asker. Erzurum'da doğdu. "Balkan Müdafii" diye'de bilinir. Balkan Savaşları sırasında Bulgarlara karşı Edirne'yi yaklaşık 6 ay boyunca savunması dillere destan oldu. Edirne düştüğünde el konulan kılıcını şehre gelen Bulgar kralı bizzat iade etti. (1857-1916)
ZİYAEDDİN FINDIKOĞLU;
Sosyolog, İstanbul ve Strasburg üniversitelerinin felsefe bölümünü bitirdi. Sosyoloji alanında 1941'de profösör, 1958 yılında ise ordinaryüs oldu. 1947'de Türkiye Mualimler Birliği adını alacak olan İstanbul Mualimler Cemiyeti'ni kurdu. 1951-1965 yıllarında, Türk Ocakları'nın yeniden kurulması için çalıştı. Erzurum Şairleri (1927), Ziya Gökalp (1935), İbn-i Haldun'un Hukuka Ait Fikirleri ve Tesiri (1939), İçtimai-yata Giriş (1944), Ahlak tarihi (3 Cilt, 1936-1946), Türkiye'de Kooperatifçilik: Tatbiki Sosyoloji Denemesi (1953), Kooperasyon Sosyolojisi (1967) yapıtları arasında yer almaktadır. (1901-1974)
NAİM GÖLLEROĞLU;
Din adamı. Naim Hoca namıyla bilinir. 10 yıl Erzurumdaki Zeynel Camisi'nde imamlık ve vaizlik yaptı. Sanatın her dalıyla olan ilgisi ve mizahi yaklaşımlarıyla Erzurum başta olmak üzere Türkiye'nin her tarafında adını duyurdu. (1925-1999)
ZEKAİ AKSAKALLI
Zekai Aksakallı 1962 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. 2 çocuk babası olan Aksakallı ; 1984 yılında başladığı askerlik görevini aktif olarak sürdürmektedir. 2013 yılından bu yana Özel Kuvvetler Komutanı olarak görev yapmaktadır. 15 Temmuz askeri darbe girişimi sırasında Koruma Astsubayı Ömer Halisdemir ile birlikte Özel Kuvvetler Komutanlığını darbecilerden kurtarmakta büyük rol oynamıştır.
2009 yılında gerçekleştirilen Yüksek Askeri Şura (YAŞ) sonrası Tank Kurmay Albay Komutanlığı görevinden tuğgeneralliğe terfi eden Aksakallı, 2013 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda görevliyken Yüksek Askeri Şura kararları sonrası 1. Özel Kuvvet Komutanı olduğu sırada tümgeneralliğe , 28 Temmuz 2016 tarihli YAŞ toplantısında , Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) darbe girişimine karşı, “Eşkiyalar başarılı olamayacaklar” diyerek tepki gösteren Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları kapsamında korgeneralliğe yükseldi. 24 Ağustos 2016'da Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu öncülüğünde Suriye'nin Cerablus kasabasının Irak ve Şam İslam Devleti'nden (DAEŞ)geri alınması için düzenlenen Fırat Kalkanı Operasyonunun komuta kademesinde yer almıştır.


Kaynak: (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü -Yakup BASTEM)