T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

İl Müdürünün Kaleminden "DADAŞ"


"DADAŞ" 

          Bugün hepimiz biliyoruz; Erzurum'da erkeklere Dadaş denir. Özellikle biraz daha büyükçe olan aile büyüğü diye tanıyıp bildiğimiz, daha da ötesi cemiyet büyüğü olarak kabul gören büyüklerimiz başta olmak üzere tüm erkeklere Dadaş denir. Kadim zamanlarda ise aslında Dadaş ilk kullanıldığı şekliyle aile büyüklerine, kanaat önderlerine ve cemiyette ileri gelen erkeklere has bir adlandırma olarak kullanılmıştır.. Benze biçimlerde Erzurum da yaşayan Bayanlara da Paşa diye hitap edilirmiş.. Sözgelimi anneanne, babaanne, gibi aile büyüğü, güngörmüş, kültürlü büyük annelerimize Paşa denilirmiş. Ancak zamanla bayanlara yönelik olarak kullanılan paşa çok fazla yaygınlaşmamış lakin bir adlandırma olarak Dadaş ifadesinin tüm Erzurumlu erkekler has bir ifade olarak söylendiğinin ve hala şu an Dadaş’ın bir sıfat olarak neredeyse Erzurumlu erkeklere verilen isim haline geldiğini söyleyebiliriz. Hatta bir adım daha ileri götürerek konuşacak olursam; Dadaş ifadesi Erzurumlu olan herkese verilen bir isimdir bugün. Yani kadın, kız ve erkek ayrımı yapmaksızın herkes Dadaştır…
Bir zamanlar bir o kadar da naif bir ayrım yapılmış Dadaş ve Paşa denilirken ama günümüzde artık Erzurumlu olup Erzurum kültürü ile yetişmiş herkese sadece biz değil herkes Dadaş diyor ve biz de bu ifadeyi gururla kabul ediyoruz.
          Öte yandan Dadaşlık Erzurum'un derin alaylı ve mektepli akademik kimliğinin de saklayıp koruduğu bir sıfat olarak korunmuş ve hepimize yakıştırıldığını görüyoruz.. Yani sadece cinsiyete has, erkeksi özellikler dışında bir de derin akademik bir özelliktir Dadaşlık. Bu yönüyle de dadaşlık aslında sadece erkeğe verilen bir sıfat olmaktan ziyade bir yöre halkına verilen bir büyük sıfat olarak kullanılır.  Tıpkı Elazığlılara Gakkoş, İzmirlilere Efe denilmesi gibi dadaş da günümüzde bu hale gelmiştir.. O kadar ki, Dadaşlık artık Erzurum yöresinde büyümüş olan ve bu coğrafyanın kültürünü almış insanlara verilen ortak bir isim haline gelmiştir.
       Mesela Nene Hatun bir milli kahramandır ki; O da bir dadaş hanımıdır. Hakeza Kurtuluş Savaşı'nda Milli Mücadele'ye katılarak destan yazan Erzurumlu Kara Fatma da tam bir Dadaş Hanım efendisi örneğidir ve Dadaş kimliğini bütün liyakatıyla taşımaktadır.
     Geriye doğru gittiğimizde Dadaşlığın tarihinin Yavuz Sultan Selim’e kadar uzandığını görüyoruz. Esasen Anadolu'nun Osmanlı tarihi de Yavuz Sultan Selim ile başlıyor diyebiliriz. Zira biz Türkler Erzurum'a Selçuklular olarak girdik, yerleştik ve buralarda yurt tuttuk. Bilindiği üzere Selçuklularda Beylik sistemi geçerliydi ve Saltuklular da Erzurum’a yerleşen ilk beylik konumundaydı. Daha da ötesi Erzurum'u merkez yapan ilk beyliklerin tarihlerini 1071 sonrasına kadar götürebiliriz. Malazgirt'ten hemen sonra Erzurum Soluklu Beyliği kurulmuştur. Yine ifade etmek gerekirse; Osmanlı'ya kadar Dadaş kelimesini Selçuklu kaynaklarında bulamadığımız için o zamanlara has bir Dadaşlık tabiri var mıdır yok mudur diye bir kanaatte de bulunamıyoruz. Gerçi o demlerde de belki bu yöre halkına özel bir şey, bir tabir söylenmiştir lakin bunu net biçimde bilmiyoruz. Yine tarihe dönecek olursak; Selçuklu yıkıldıktan sonra bu bölgenin İran'la Türkler arasında çokça gidip geldiğini biliyoruz. Ta ki Osmanlı’nın 14. Yüzyıldan sonra artık hakim güç olmaya başladığı zamana kadar böyle. Nitekim Osmanlı Yavuz Sultan Selim zamanında Anadolu siyasi birliği tamamen sağlamıştır. İşte bu dönemde Erzurum'da artık yavaş yavaş Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Daha sonra ise bildiğimiz gibi Kanuni döneminde Sultan’ın yine Erzurum'dan gelip geçtiği kaydedilmiştir. Dolayısıyla Kanuni döneminden önce Yavuz Sultan Selim döneminde biraz değişik, deyimi anımsatan bir takım kelimelere rastlıyoruz. ‘Dağdaş’ kelimesi gibi ya da ‘Daldaş’ diye biraz farklı söylenmiş Dadaş’ı andıran kelimelerin varlığını biliyoruz. Nitekim bir kelimenin bir kullanım manası vardır bir de sözlük manası söz konusudur. Bu iki yaklaşım bazen birbirinden uzak olabiliyor. Yani sözlük manası dalda olan, sırt veren olarak ilk anlamıyla karşımıza çıkabiliyor. Ama yüzlerce, binlerce, on binlerce insana verilen bir sıfatın sadece bir kelimeye hapsedilemeyeceğini de ayrıca belirtmemiz gerekiyor. O kadar ki, kabadayı, külhanbeyi, vuran, kıran, kavgacı, elinde tesbih sallayan, ceketini omzuma alan… gibi bizim kültürümüzde yakışık almayan bir çok nitelendirmeye de dayanılarak ifade edildiğini görüyoruz Dadaşlığın. Her şey bir yana, kültürümüzde Anadolu insanın da bir görüntü vardır. Duruşunda da bir asalet vardır, konuşmasında bir ağırlık vardır ki, en başta sağlam bir güven verir bu asalet ve ağırlık. İşte Dadaş kelimesi üzerinde bir güven, asalet, onurlu, çevresine yardımcı olan, destek olan, koruyucu olan insan olarak anlam kazanır. Dadaş vatanını, ailesini, bayrağını koruyandır. Dadaşlık güçlüyken bile fedakar ve merhametli olabilmektir ,Üstünken bile hoşgörülü olabilmektir. Kelimenin içindeki derinlik böyledir. 
       Bana göre iki tip insan vardır; birisi kendisi için yaşayanlardır. Bu insanlar hep “ Ben dememiş miydim?” derler, ve herkese bir kusur bulurlar. İkinci tip insan başkaları için yaşayan insandır. Devamlı üretir, destek olur çözümün bir parçası olmaya çalışırlar. İşte Dadaş kimliği tamda buradaki insan tipini anlatıyor. 
İşte Dadaş böylesine hayır, hasenat sahibi bir çözüm insanıdır.
Bana göre Dadaşlık ihtiyacın olduğunda yanında duran kişidir.
Sana destek olan elinden tutandır.
Seninle paylaşmayı bilendir.
Acıyı da mutluluğu da sonuna kadar paylaşandır.
ÖZETLE
Dadaş! Cumhuriyetin ve demokrasinin en güçlü bekçisi ve uğurlu elidir.
Cumhuriyetimizin Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş mücadelesini Erzurum’dan başlatmış olması ve bunu takiben hemen hemen cumhuriyet tarihinin tüm liderlerinin siyasi mücadelelerinde bu yolu takip etmesi de bu durumun en güzel örneğidir. Dadaş; serhat boylarının bekçisi, yoksulun kimsesizin koruyucusu, eli sofrası açık, mert imanlı, toksözlü, siyasi ve sosyal hayatın medeni cesaretini nefsinde toplayan cesur bir konuşmacı, vazifesini namus bilen bir memurdur.
Dadaş; Cihan durdukça dalgalanacak bayrağımın gönderidir.
Dadaş; eğilmeyen başı, mağrur bakışları ile istiklal meşalesinin taşıyıcısı, Ermeni’ye unutamayacağı tokadı vuran, çatık kaşları ile topa mermiyi süren, gerilmeye gelmeyen çelik bir yaydır.
Dadaş; Ağır başlı, vakur, çalışkan, asla menfaatleri uğruna kimseyi arkadan vuracak
kahpeliklere tenezzül etmeyen, zafer yolunda can vermek için koşan yiğittir.
Dadaş; Maddi ve manevi değerlerini hiçbir şey uğruna bozmayan, milli karakterini titizlikle muhafaza eden Erzurumludur.
Dadaş; özü sözü doğru, zalimin karşısında mazlumun yanında olan, geleneklerine bağlı törelerine saygılı adamdır.
Dadaş; Üstünken ve güçlüyken bile hoşgörülü olabilmektir.
Dadaş; yalansız, riyasız adamdır.
Dadaş; adam satmayandır.
Dadaş; satılmak istense bile satmaya da almaya da kimsenin gücünün yetmediği adamdır.
Dadaş; sadece dadaşım diyen değil, dadaş olmaya çalışan adamdır.
Dadaş; merhamet sahibidir, saygılıdır, kibardır, naif bir insandır.
Dadaş; düşmanına bile ağlayan yürektir.
Rahmetli Necati Karabacak’ın tarifiyle DADAŞ “Müstesna şahsiyetlerde görülen “efendilik” gibi doğmatik bir ruh asaletidir.” İşte o ruhu taşıyan Dadaşı doğuran anadır. Yani; nihayetinde hayatını ailesine, memleketine, çocuklarına vakfetmiş bir “ANA” olarak karşımıza çıkar DADAŞ…
Yani kadını ile erkeği ile gerçek Erzurumlunun milli kimliğidir DADAŞ …

                                                                                                                                     Cemal ALMAZ
                                                                                                                         İl Kültür ve Turizm Müdürü