Erzurum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Erzurum'un Değerleri

Abdurrahman Gazi Hazretleri;
Abdurrahman Gazi ismi Erzurum'da büyük izler bırakmıştır. Şehitlik ve gazilik mertebesine erişmiş bir insan olduğu için onun manevi şahsiyeti Erzurumluların daima gönlünde yaşamış. Palandöken Dağı'nın üst yamaçlarında türbesi bulunan ve bir ziyaretgâh yeri olan Abdurrahman Gazi'nin Hazreti Peygamber'in sancaktarı olduğu halk arasında yaygındır.
Hazreti Peygamber'in İslam Orduları Erzurum'u fethederken, Sancaktarı Abdurrahman Gazi'nin kellesi bir düşman kılıcı ile koparılır ve yere düşer. Kellesini koltuğuna alan Abdurrahman Gazi elinde bulunan İslam’ın Sancağını Palandöken'in en yüce noktasına dikmek üzere dağ yokuşunda koşmaya başlar. Kellesi koltuğunda, sancağı elinde olan Abdurrahman Gazi Palandöken Dağı'ndaki “Şığvaler” Mevkii'ne gelince dağda bulunan çobanlar evvela dona kalırlar, sonra biri dayanamayıp:

-“Olaaa hele bakın şuraya, eskerin kellesi koltuğunda dağa doğru koşuyor”

diye bağırmağa başlar. Abdurrahman Gazi Efendimizin Sancaktarı ve Ashaptan evliyaullah bir zat kem göz onu orada nazara getirir ve olduğu yere düşer kalır. Hem gazilik hem de Şehitlik rütbesine ermiştir.

Palandöken'in Şığvaler tepesi denilen Sultan Sekisi yamaçlarında ruhunu teslim ederken ona kavuşmaya çalışan kardeşi de Türbe Deresi'nde aynı anda şahadete erişir. Her iki kardeş Erzurum halkı tarafından ruhlarını teslim ettikleri yerde defnedilir. Ve o tarihten sonra da Abdurrahman Gazi'nin Kabri Erzurum için büyük bir ziyaret merkezi olur.

Ahi Toman Baba;

Şehrimizde Ahilik Teşkilatı 1300’lü yıllarda, Ahi Toman Baba tarafından kurulmuştur. İbni Batuta 1331’de Erzurum’a uğradığı zaman Ahi Toman Baba’nın tekkesinde konaklamıştır. Batuta, seyahatnamesinde ‘Bu şahıs pek yaşlı olup 130 yaşını aştığı söylendiği halde hâlâ bir değneye dayanarak yürümekte, hafızası yerinde durmakta, beş vakit namazını kılmakta idi. Yemekte bize şahsen hizmette bulundu. İkinci gün yola çıkmak istediğimizde ise bize gücenerek buna razı olmadı’ der. Toman Babanın türbesi, Narmanlı Mahallesi Dere Sokakta bir evin bahçesindedir.

Ahmet Hamdi Tanpınar;

23 Haziran 1901'de Şehzadebaşı’nda doğdu. Babası Gürcü asıllı Hüseyin Fikri Efendi, annesi Nesime Bahriye Hanım’dır. İlkokulu babasının görev yaptığı farklı illerde lise öğrenimini ise Antalya’da tamamladıktan sonra yüksek öğrenim için 1918'de İstanbul’a gitti.
Yahya Kemal Beyatlı’nın etkisiyle 1919 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girdi. Burada başta Yahya Kemal olmak üzere Mehmed Fuad Köprülü, Cenab Şahabeddin, Ömer Ferit Kam, Babanzâde Ahmed Naim gibi hocaların derslerine devam etti. 1923 yılında Şeyhî’nin "Hüsrev ü Şirin" başlıklı mesnevîsi üzerine yazdığı lisans teziyle edebiyat fakültesinden mezun oldu.
1923’de Erzurum Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğine başlayan Tanpınar, farklı yerlerde mesleğini sürdürmüştür. 1930 yılında Ahmet Kutsi Tecer ile beraber Ankara’da Görüş dergisini çıkarmaya başlamıştır. 1932 yılında Kadıköy Lisesi’ne atanması üzerine İstanbul’a dönen Tanpınar, 1933'te Sanayi-i Nefise’ye tayin edilmiştir. Tanzimat’ın 100. yıldönümü dolayısıyla 1939’da eğitim bakanı Hasan Âli Yücel’in emriyle 19. uncu Asır Türk Edebiyatı kürsüsüne, doktorası olmadığı hâlde, yeni Türk edebiyatı profesörü olarak atandı ve Tanzimat’tan sonraki Türk edebiyatının tarihini yazmakla görevlendirildi. Kitap tanıtım yazıları ve İslam Ansiklopedisi’ne maddeler yazdı.
1943-1946 yılları arasında Maraş milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulundu. 1948’de akademideki estetik hocalığına ve 1949’da Edebiyat Fakültesi’ndeki kürsüsüne döndü. 23 Ocak 1962 tarihinde geçirdiği kalp krizi neticesinde İstanbul'da vefat etti.
Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir çalışmasında şehir kurgusu içerisinde en çok toplumsal yapıya yönelik çalışmalar yapmıştır. Ancak Erzurum bu şehirler içerisinde çok farklı bir yer tutmaktadır. Bunda etkili olan en önemli faktör çocukluk yıllarında gelmiş olduğu bu şehirde dimağında yer tutan anıların bıraktığı tesirdir. "Büyük anneannemin masallarıyla Kerem'den, Yunus'tan okuduğu beyitlerle, bana öğretmeye çalıştığı yıldız adlarıyla muhayyilemde büyülü hatırası hala pırıl pırıl tutuşur.”

Ahmet Hulusi Seven;
13 Mart 1924 tarihinde Erzurum’da, Aşağı Mumcu Mahallesi’nde dünyaya gelmiştir. 1939 yılında Erzurum Halkevi halk müziği kolu başkanı Faruk Kaleli ile koroya katılması ve daha sonra yine Faruk Kaleli vesilesiyle Lala Paşa Cami İmamı Hacı Hafız Hamit Efendi ile tanışıp ondan ders almaya başlaması usta bir yorumcu olmasının kapısını aralamıştır.
Ahmet Hulusi seven sadece icracılığıyla değil repertuarına kazandırdığı 9 uzun hava ve 13 kırık hava türünde toplam 22 eserle Türk halk müziğine büyük katkılarda bulunmuştur. Türk halkına bıraktığı 7 plak önemli bir mirastır. Halk oyunlarına da ilgisi olan Hulusi Seven 1949 yılında Venedik’te Uluslararası Halk Dansları Yarışmasına, Erzurum Halkevleri bünyesinde kurulmuş olan Erzurum Erkek Bar Ekibinde görev alarak katılmıştır. Bu ekip o sene dünya birinciliğini elde etmiştir.
Ahmet Hulusi Seven, 9 Mayıs 2017’de 93 yaşındayken İstanbul’da vefat etmiştir.

Ali Karaavcı;
1942 yılında Narman’da doğmuştur. Babası Nuri Bey’in kısa bir süre sonra aileyi Erzurum’a taşıması dolayısıyla tahsilinin tamamını Erzurum’da yapmış, Erzurum Lisesini bitirdikten sonra bir süre İstanbul Üniversitesi Arap-Fars Filolojisinde okumuş ve daha sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesine geçerek buradan mezun olmuştur.
Kendisine has, etrafındaki insanlara örnek dervişane bir hayat yaşayan Kara avcı felsefe ve başta resim ve musiki olmak üzere sanatla uğraşmış, 4’ü deneme türünde ve 1’i hikaye olmak üzere eserler vermiştir.
Denemelerini Yargı, Tutku, Niyaz ve Erdem adlı kitaplarında topladı. Baharın Özlemi adlı kitabı ise ölümünden çok kısa önce yayınlanan hikâye kitabıdır.
Hayatını düşünmeye adayan ve öncelikle Kur’an-ı Kerim’i anlamaya odaklanan bir fikir adamı olarak yaşayan Ali Kara avcı aynı zamanda özgün üslubuyla kendi düşünce sistemini kuran son dönem felsefecilerimizdendir.

Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi;
Muhammed Lütfi Efendi ülkenin en zorlu dönemle rinde yaşamış olmasına rağmen vermiş olduğu mücadeleyle ünü sadece Erzurum’a değil bütün İslam coğrafyasına yayılmış bir büyük zattır. 1868 yılında Erzurum’un Hasankale Pasinler ilçesinin Kındığı köyünde dünyaya gelmiş, ilk tahsilini Babası Hoca Hüseyin Efendi’den almıştır. Babasından icazet aldıktan sonra Erzurum’da tanınmış bazı âlimlerin derslerini takip etmiştir. 12 Şubat 1916’da Rusların doğuda Van, Muş ve Bitlis’i ele geçirmeleri üzerine babasıyla birlikte Erzurum’a gelmiştir. Rus istilâsının devam etmesi ile o zamanlar Tercan’a bağlı olan Yavi Köyüne gitmiş, burada bir taraftan imamlık yaparken diğer taraftan da gönlüne girdiği herkesi işgalcilere karşı silahlandırmıştır. Rusların çekilmeye başlamaları ve Ermenilerin katliama girişmeleri üzerine Yavi ve komşu köylerden topladığı altmış kişilik bir müfrezeyle Ermenilere karşı koymuştur. Oyuklu köyü yakınlarında Ruslara ait büyük bir silâh deposunu ele geçirmiş daha sonra Haydari Boğazı’ndaki Zerdige köyünde Türk ordusuna katılmış ve ordu ile birlikte Erzurum’a girmiştir (12 Mart 1918). Aynı gün babası şehit düşmüştür.
Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazan Alvarlı Muhammed Lutfi Efendi’nin şiirleri ölümünden sonra oğlu Seyfeddin Mazlumoğlu tarafından derlenerek “Hulâsatü’l-Hakayık” adıyla yayımlanmıştır. Bu divanda çeşitli nazım şekilleriyle söylenen 700’ü aşkın şiir mevcuttur. Hece vezni ve oldukça sade bir Türkçe’nin kullanıldığı bu şiirlerden bazıları bestelenmiştir.
12 Mart 1956’da vefat etmiş, cenazesi Alvar köyüne defnedilmiştir.

Arif Sağ;
1945 yılında Erzurum’un Aşkale ilçesi Dallı köyünde dünyaya gelen Arif Sağ, 14 yaşına kadar burada âşıklık geleneğini öğrenip deyişler söylemeye başlamıştır. Daha sonra İstanbul’a yerleşip Aksaray Musiki Cemiyetinde Nida Tüfekçi’nin öğrencisi olmuştur.
1963’te ilk plağı “Gafil Gezme Şaşkın Bir Gün Ölürsünü çıkarmış ve 1965 yılında TRT İstanbul Radyosuna bağlama sanatçısı olarak girmiştir. Arif Sağ o yıllarda başlayıp 20 yıl süren ‘45’lik plak döneminin en ünlü adlarından biri olmuş, 50’ye yakın plak, 200’ün üzerinde beste yapmıştır.
1975 yılında kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarında eğitim görevlisi olarak çalışmaya başlamış ve 1982 yılında buradan ayrılarak özel çalışmalarına ağırlık vermiştir.
1987 ve 1991 yılları arasında Ankara milletvekili olarak mecliste girmiş, 1996 yılında Alman Cumhurbaşkanlığının desteği ile Köln Filarmoni Orkestrasında bağlama çalmıştır. Bağlama ve Anadolu müziğinin dünyaya tanıtılmasında katkısı büyüktür. 2000 yılında ünlü İspanyol gitarist Tomatito ile birlikte 12 Avrupa şehrinde konser vermiştir
Erdal Erzincan’la birlikte kaleme aldığı “Bağlama Metodu” adlı bir de ortak kitabı vardır.

Aşık Yaşar Reyhanî;
Son dönem Türk halk edebiyatı ve aşıklık geleneğimizin önemli temsilcisi Reyhanî, Ahıska muhaciri bir ailenin çocuğu olarak 1934’te Alvar köyünde dünyaya gelmiştir. İlkokula başlamış fakat bitirememiş ancak1960’lı yıllarda dışarıdan bitirme sınavına girerek ilkokul ve ortaokul diploması almıştır. Askerlik dönüşü Erzurum’a yerleşmiş ve kahvelerde saz çalıp şiir söyleyerek, hikâye anlatarak programlar yapmıştır. Âşık Hicranî tarafından kendisine Reyhanî mahlası verilmiştir. 1989 yılında Bursa’ya yerleşmiş, 10 Aralık 2006 tarihinde Bursa’da vefat etmiştir.

Cahit Koytak;
29 Ocak 1949 yılında, Erzurum’da doğmuş, ilk, orta ve lise öğrenimini burada tamamlamıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesinden 1974 yılında kimya yüksek mühendisi olarak mezun olmuştur. İlk şiiri 22 yaşında Sezai Karakoç’un Diriliş Dergisi’nde yayınlanmıştır. “İlk Atlas”, “Gazze Risalesi”, “Yoksulların ve Şairlerin Kitabı”, “Yeni Başlayanlar İçin Metafizik” ve “Cazın Irmakları” en önemli eserleridir.
Aynı zamanda çevirmen olarak da varlık gösteren Koytak İngilizce ve Fransızcadan önemli çeviriler yapmıştır. Ahmet Ertürk ile birlikte hazırladığı Muhammed Esed’in ‘fte Message Of fte Qur’ân’ “Kur’an Mesajı” adeta bir çeviri şaheseridir.

Cevat Dursunoğlu
11 Temmuz 1892 yılında, Erzurum’da dünyaya gelmiştir. 1911-1914 yılları arasında Almanya’da, Almanca, felsefe, sosyoloji ve pedagoji eğitimi almıştır. I. Dünya Savaşı’nda orduda görev alan Cevat Bey Mart 1919’da Erzurum’da “Vilayat-ı Şarkıyye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi” ni açma yetki belgesini almış ve şubeyi açmıştır. 10 Ocak 1970 yılında vefat etmiştir.

Ebu İshak Kazeruni;
Asıl adı İbrahim Bin Şehriyarî’dir. 352/963 yılında Şiraz civarında Kazerûn’da doğdu. Çin, Hindistan, İran ve Anadolu’da İslâmiyet’in yayılmasında büyük hizmeti geçmiş, sağlığında 24.000 Mecusi’nin Müslüman olmasını sağlamıştır. İlimizde, İç Kale’yi Çifte Minareli Medrese’ye bağlayan sur duvarı üzerinde bulunan köşeli burçlardan biri, içten kubbe ile örtülerek, asıl mezarı Kazerun’da bulunan Ebu İshak Hazretlerine ait bir türbe (makam) yapılmıştır.

Edip Somunoğlu;
1904 yılında Erzurum’da doğmuştur. Çocukluğu sırasında Erzurum Ruslar tarafından işgal edilince 4 yıl esir kalmıştır. Orta öğrenimini Erzurum Lisesi’nde tamamlamış 1933 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olarak, Tercan Hükümet tabipliğine atanmıştır.
1955 yılı aralık ayında Erzurum Belediye başkanlığına seçilerek Erzurum’a büyük hizmetlerde bulunmuştur. 1964 yılında emekliye ayrılarak kısmi senatör seçimlerine katılıp parlamentoya girmiş ve 1965-1967 yılları arasında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görev yapmıştır. 1982 tarihinde vefat etmiştir.

Emir Saltuk Bey;
Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliklerinden biri olan Saltuklu Beyliği’nin kurucusu Saltuk Bey’in (Ebü’l-Kāsım İzzeddin Saltuk Bey) Malazgirt zaferinden önceki hayatı hakkında bilgi yoktur. Anadolu’nun fethinde büyük hizmetlerde bulunduğu için Kars, Pasinler, Oltu, Erzurum, Tortum, Tercan, İspir, Bayburt, Şebinkarahisar ve yöreleri veraset yoluyla çocuklarına intikal etmek üzere kendisine iktâ edilmiştir (464/1071). Beyliğin 472’de (1080) kurulduğu da ileri sürülür. Erzurum ve çevresinin Emîr Saltuk Bey’e iktâ edilmesi onun diğer beylerden daha önemli konumda olduğunu göstermektedir.
Emîr Saltuk Bey’in ölümüyle yerine oğlu Ali geçmiştir. İbnü’l-Esîr, 496 (1102-1103) yılı olaylarını anlatırken Ali’nin söz konusu tarihte beyliğin başında bulunduğunu söylediğine göre Saltuk Bey bu tarihten önce vefat etmiş olmalıdır.
Büyük Selçuklu Sultanı Berkyaruk ile kardeşi Gence Meliki Muhammed Tapar arasında 8 Cemâziyelâhir 496 (19 Mart 1103) tarihinde Hoy kapısında cereyan eden ve Muhammed Tapar’ın yenilgisiyle sonuçlanan savaşın ardından Muhammed Tapar Erciş’e, oradan da Sökmen el-Kutbî’nin hâkimiyetindeki Ahlat’a çekildiğinde yanında Sökmen el-Kutbî, Muhammed b. Yağısıyan ve Kızılarslan gibi emîrler vardı. Erzenürrûm Emîri Ali b. Saltuk da bu sırada Ahlat’ta Muhammed Tapar’a katıldı. Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasında 497’de (1104) yapılan anlaşmanın ardından Muhammed Tapar Meyyâfârikīn’e giderken ona refakat eden emîrler içinde Ali b. Saltuk da bulunuyordu.

Erzurumlu Emrah;
Erzurum’un Ilıca ilçesine bağlı Tambura köyünde doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte XVIII. yüzyılın son çeyreğinde doğduğu tahmin edilmektedir. İlk gençlik yıllarında köyünden ayrılarak Erzurum’a giden şair burada medrese eğitimi aldı. Divan şiiri nazım tekniklerini öğrendi. Tokatlı Gedâî ve Tokatlı Nûr çıraklarından olup bir âşıklık kolu oluşturmuştur. Geniş bir çevrede türkülerinin söylenmesi kısa zamanda şöhretinin yayılmasına vesile olmuştur.
Dili divan şiirine yakındır. Saz şiiri dilini divan şiirine açarak bir köprü oluşturmuştur. Dilinin ağır olması yaşadığı dönemdeki âşık tarzının bir özelliğidir. Aşk, ayrılık, gurbet gibi konuların yanında tasavvufi konulara da yoğun olarak yer vermiştir. Fuzulî, Bâkî ve Nedim gibi şairlere nazireler yazmaya çalışmıştır.
Şiirleri Rifâî şeyhlerinden Erzurumlu Abdülaziz tarafından “Dîvan-ı Emrah” adıyla elli altı sayfalık bir kitapçık halinde bastırılmıştır. Emrah ve şiirleri üzerine birçok yayın yapılmasına rağmen şairi ve şiirlerini etraflıca tanıtan bir eser henüz neşredilmemiştir.
Erzurumlu Emrah için Kültür ve Turizm Bakanlığının öncülüğünde Tokat’ın Niksar ilçesinde yaptırılan türbe 3 Mayıs 1986’da açılmıştır.

Erzurumlu İbrâhim Hakkı Efendi;
Erzurumlu İbrahim Hakkı, 18 Mayıs 1703 tarihinde (Muharrem 1115) Erzurum’un Hasankale (Pasinler) ilçesinde doğdu. Babası Derviş Osman Efendi, annesi, Şerîfe Hanîfe Hanım’dır.
İbrahim Hakkı; Erzurum, İstanbul, Tillo (Siirt) üçgeninde bir hayat sürmüştür. Doğduğu ve temel eğitimini almış olduğu yer olması nedeniyle Erzurum, onun hayatında önemli bir yer tutar. İstanbul’da bulunduğu zaman içindeyse ilmî açıdan kendisini geliştirme imkânı bulmuştur.
Babasının isteği üzerine dokuz yaşında iken amcası Ali tarafından Tillo’ya götürülen İbrâhim Hakkı, burada Şeyh İsmâil Fakîrullah’ı görür ve ona karşı derin bir sevgi ve hayranlık duyar. İbrahim Hakkı, daha sonraları da birçok defa geldiği bu yere hayatının son dönemlerinde yerleşir ve 22 Haziran 1780 tarihinde burada vefat eder.
Geniş tasavvuf bilgisi, konuları iyi bir düzen içinde ve anlaşılır bir üslûpla ifade etmesi, özellikle eğitimde Arapça’nın hâkim olduğu, Türkçe eserlerde ise ağdalı bir dilin kullanıldığı dönemde eserlerinin büyük bölümünü nispeten sade bir Türkçe ile yazması İbrâhim Hakkı’nın tak- dire değer yönlerindendir. Ayrıca geleneksel astronomi yanında yeni astronomiyle tıp, anatomi, fizyoloji, aritmetik, geometri, trigonometri, felsefe, psikoloji, ahlâk gibi alanlarda oldukça geniş bir birikime sahip olduğu görülmektedir.
İbrâhim Hakkı, insanın anatomisi ve fizyolojisiyle ilgili hemen her konuda dönemine göre yeni sayılacak ayrıntılı bilgiler vermektedir. Meselâ on iki kaburganın yönleri ve fonksiyonel özellikleri, bel kemiği ve bunun bölümleri, bilek ve el kemiklerinin görevleri gibi konulara dair açıklamalar bugünkü bilgilerle paralellik arz etmektedir. Bu bilgileri esas itibariyle İbni Sînâ’dan alan İbrâhim Hakkı, ayrıntıda kendi gözlemlerine dayalı birçok yenilik ortaya koymuştur.
Marifet namede kişinin saç, göz, kulak, el, baş gibi organlarından ve dış görünüşünden hareketle onun ahlâk ve karakter yapısı hakkında sonuç çıkarma yollarını gösteren bilgilerden oluşan kıyafet ilmi (physiognomy) konusuna ayırdığı bölüm, İslâm ilimleri tarihinde bu alanda yapılmış çalışmalar içinde özel bir yere sahiptir.

Erzurumlu Kadı Darîr;
Kaynaklarda hayatına dair bilgi bulunmamaktadır. Hakkında bilinenler kendi eserlerinin önsözlerinde söyledikleriyle sınırlıdır. Anadan doğma kör olduğu için şiirlerinde ‘Darîr’ bazen de ‘Gözsüz’ mahlasını kullanmıştır. Asıl adı Mustafa’dır. Adı için kullandığı “Erzenu’r Rûmî” nisbesi Erzurumlu olduğunu gösterir. Onun Erzurum’da Reşîduddin lakaplı Erzurum emîrinin zamanında yetiştiği ileri sürüldüğü gibi, Salur Türkmenlerinden olduğu da söylenmiştir. Yaptığı tercümeler Arapça ve Farsçayı çok iyi bildiğini göstermektedir.
Darîr’in eserleri, geniş ölçüde yer verdiği Türkçe kelimeler bakımından Türk dili için zengin bir kaynak durumundadır. Yûsuf u Züleyhâ mesnevisi dışındaki hacimli eserlerinde nesir esas olmakla beraber kendisinden birçok manzum parçalar katmıştır. Mesnevisinin dışında “Sîretü’n-Nebi”sinde yer alan, şiirleri kendisine şair hüviyeti kazandıracak niteliktedir. Lirik şiirin başarılı örneklerini ortaya koymuştur. Siyerindeki Hz. Muhammet’in doğumunu samimi ve içten duygularla anlatan bir manzum parçası Türk edebiyatında mevlitlerin öncüsü olmuştur.
Yûsufu Züleyha, Sîretü’n-nebî, Fütûhu’ş Şam Tercümesi, Yüz Hadis ve Yüz Hikâye bilinen eserleridir.

Fuat İğdebeli;
Fuat İğdebeli 22 Temmuz 1925 tarihinde Erzurum’da Muratpaşa Mahallesinde dünyaya gelmiştir.
1947 yılında Erzurum Lisesinden mezun olmuştur. Üniversite öğrenimi için 1948 yılında İstanbul’a giden Fuat İğdebeli aynı yıl İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydolarak ilkin Halil Dikmen Galerisinde resim eğitimi almıştır.
1949 yılında kendi isteği ile Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesine geçen Fuat İğdebeli son sınıftayken devamsızlık kararıyla okuldan ayrılmış ve bir süre serbest işlerde çalıştıktan sonra 1952’de Erzurum’a geri dönmüştür. Daha sonra Akademiye tekrar kaydolmuş ve 1963 yılında mezun olarak öğretmenliğe başlamıştır.
Akademideki yıllarında Erzurum konulu Kale, Rabia Ana Çeşmesi ve Karda Ayak İzleri konulu 3 tablosuyla Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun gönlünde taht kuran Fuat İğdebeli 1972 yılına kadar Erzurum Gazi Ahmet Muhtar Paşa Ortaokulunda Resim Öğretmeni olarak görev yapmış ve 1973 yılında tekrar İstanbul’a dönerek kendi atölyesini açmış, büyük firmaların ve reklam şirketlerinin aradığı usta bir ressam olarak çalışmıştır.
Resim Öğretmenliği yanında eğitimciliği ve insani ilişkilerindeki derinlik dolayısıyla da tanıyan hemen herkesin çok sevdiği ve saygı duyduğu müstesna bir kişilik olarak hafızalarda yer etmiş, 1969 yılında Taksim’de düzenlediği Erzurumlu Çocuklar adlı sergiyle de Cumhuriyet sonrası Türk Resim tarihinde çok değerli bir yer edinmiştir.
Ömrünü son yıllarını Erzurum-Köprüköy ve İstanbul’da geçiren büyük usta Fuat İğdebeli 24 Şubat 2015 tarihinde vefat etmiştir.

Gazi Ahmet Muhtar Paşa;
93 Harbinin doğu cephesi komutanı ve Osmanlı sadrazamıdır. 1839´da Bursa´da doğmuştur. 1873´de kısa bir süre Nafia nazırlığı yapan Ahmet Muhtar Paşa, meşhur 93 Harbi başladığı sırada Erzurum´daki 4. Ordu Komutanlığı vazifesinde bulunmuştur. Osmanlı Rus Harbi dolayısıyla adı adeta Erzurum’la birlikte anılan ve 93 Harbi esnasında Zivin, Gedikler ve Yahniler muharebelerinde Rusları yenen Ahmet Muhtar Paşa Kazandığı bu zaferler sebebiyle Sultan İkinci Abdülhamid tarafından Gazilik unvanı Murassa Osmani Nişanı verilmiştir. 1919 yılında vefat etmiştir.

Habib Baba;
Buhara Müftüsünün oğlu olup, Kadiri şeyhlerindendir. Hindistan, Bitlis ve Şam’a seyahat etmiş, şeyhinin isteğiyle Erzurum’a gelerek Yeğenağa Mahallesinde irşada başlamıştır. 1847 yılında vefat eden Habib Baba daha önce Timurtaş Paşa Türbesi diye bilinen Erzurum’daki türbeye defnedilmiştir.

Hacı Ahmet Baba;
Rufa-i tarikatı şeyhlerinden, tasavvuf ve keramet ehli bir zattır. Van’ın Hoşab (Güzelsu) beldesinde 1792 yılında dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini ve tasavvuf terbiyesini babasının dergâhında almıştır. Pir Muhammet Küfrevi dergâhında bir süre eğitim aldıktan sonra, babasının isteği üzerine kardeşiyle birlikte Horasan ilçesine bağlı Hacı Ahmet (Sanamer) köyüne yerleşmiştir. Hacı Ahmet Baba ömrünü dini anlatmaya, insanları doğru yola çağırmaya adamıştır. 120 yaşında vefat etmiştir.

Hacı Cafer Efendi;
Erzurum doğumlu olan Hacı Cafer Efendi’nin babasının adı Ebubekir’dir. Doğum tarihiyle ilgili kesin bilgi bulunmamaktadır.1635 yılında Erzurum Hazinesi Mukataa Memuru olarak Sultan İbrahim tarafından tayin edilmiştir. Cafer Efendi, Caferi’ye Camii külliyesini yaptıran ve çevresine her türlü yardımı yapan bir kişi olarak tanınmıştır. Padişah Genç Osman’a karşı ayaklanan Yeniçerilerle kahramanca savaşmış,1061 yılı Şaban ayının yedinci Salı günü öğleden sonra (M.1650) yeniçeriler tarafından şehit edilmiştir. Caferi’ye camiinin son cemaat mahalline açılan pencerenin önünde defnedilmiştir.

Hacı Derviş Ağa;
Derviş Hacı İbrahim Ağa 17. yüzyıl sonu 18.yüzyıl başlarında hayat sürmüş Erzurum’un yetiştirdiği, sanatkar ve kundura işleriyle uğraşan bir tüccardır. Ömrünü Allah’ın rızasını kazanmaya adamış bu müstesna şahsiyet sahip olduğu dünyalıkların tamamını bağışlamış, hayır sahibi oluşuyla gönüllerde taht kurmuştur. 1736 yılında vefat etmiştir.

Hafız Faruk Kaleli;
Erzurum türkülerinin en önemli kaynak kişisi olan Hafız Faruk Kaleli 1896 yılında Erzurum’un Hasankale, şimdiki adıyla Pasinler ilçesinde dünyaya gelmiştir. 19 yaşında iken Çanakkale Savaşlarına katılan Hafız Faruk Kaleli savaş sonrası Rus işgali altındaki Erzurum’a dönerek Hasan Basri İlkokulu’nda öğretmenlik görevine başlamıştır. Öğretmenliğin yanı sıra o yıllarda Lala Paşa Cami İmamı, bestekâr Kitapçızâde Hafız Hamit Efendi ile birlikte konaklarda, oturma odalarında sesi güzel hafızları da yanlarına alarak tekke-tasavvuf musikisi icra etmişlerdir.
Türk kültürüne asıl hizmeti yöresinin türkülerine sahip çıkmakla ve onların büyük bir bölümünü repertuara kazandırmakla yapmıştır. Muzaffer Sarısözen’le tanışmış ve onun davetiyle, misafir sanatkâr olarak Yurttan Sesler Topluluğu’na katılarak Erzurum çevresinden derlediği türküleri radyoda okumuş ve bu türküleri tüm Türkiye’ye duyurulmasında öncü olmuştur. Bu gün TRT Repertuarında yer alan Erzurum türkülerinin büyük bir bölümü Faruk Kaleli’nin emek ve gayretleri sonucunda bir araya gelmiştir.
22 Kasım 1947 senesinde vefat eden Hafız Kaleli Türk edebiyatının büyük ismi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle “Erzurum’da öteden beri devam eden iki başlı musiki geleneğinin son varisidir.

Haluk Güçlü;
1951 yılında Erzurum’da doğdu. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimini burada tamamladı. İlk yağlıboya tablosu olan Erzurum’da Kışı 13 yaşında yaptı. Ortaokul sıralarında ressam Fuat İğdebeli ile tanışmıştır. 70’li yıllarda Erzurumlu mütefekkir Ali Karavcı’nın öğrencisi olan Haluk Güçlü, aynı zamanda Doğu Ekspres gazetesinin günlük klişelerini çizmiştir.
Kırmızı Çeşme, Leman, Çaykara, Emirgan’da Bir Köşe, Karadeniz Çay Bahçesi, Musalla Taşında, Hülya, Serçeme Deresi’nde, Yakutiye’den gibi mahalli tablolarının yanı sıra Garibanam, Tutku, Pusu, Deli Nazım, Sarı gelin, Kuşbaz, Devlerin Aşkı, Nene, Ali Karaavcı gibi felsefî derinlik içeren çalışmalarını bu dönemde yapmıştır.
Güçlü aynı zamanda ünlü Türk Bayrağının Doğuşu, Türklerin Ergenekon’dan Çıkışı, Kürşad İhtilali Destanı, 100 Türk Büyüğü gibi büyük ebatlı tablolarında sahibidir.
Çok sayıda amblem, logo, grafik tasarım ve kitap kapağı çalışmasının yanında yayıncılıkta yapan ve hocası Ali Karaavcı’nın kitaplarını yayınlamış, Erzurum’da Ilıca Turistik Oteli ve tarihî Köşk Binası’nın restorasyonlarını yapmıştır. resim hakkındaki görüşü Derûnilik olarak bilinmektedir. 1996’da Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışmış daha sonra Eğitim Fakültesi Resim Bölümüne geçmiştir. 16 Ağustos 2011 tarihinde vefat etmiştir.

Hasan-ı Basri Hz;
Asıl adı Hasan bin Yesar'dır. Künyesi Ebu Muhammed veya Ebu Said'dir. Aile kökleri aslen Irak’ın Basra kentindendir. Hz. Ömer'in halifeliği sırasında 641 (H.21) senesinde Medine'de dünyaya gelmiştir. Doğduğunda adet üzere adı konulması için Hz. Ömer'e götürülmüş, Hz. Ömer onun güzel yüzünü görünce; “Adı Hasan (güzel) olsun” buyurmuştur. Arapçayı en iyi şekilde öğrenmiş, çocuk yaşta Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş, Sahabe-i Kiram'dan (ra) ilim ve feyiz almıştır. Hasan Basri on beş, on altı yaşlarındayken ailesiyle birlikte Medine-i Münevvere' den ayrılıp zamanın en önemli ilim merkezlerinden olan Basra'ya, babasının memleketine yerleşmiş ve önemli sahabelerin ilim meclislerinde bulunmaya devam etmiştir. İbni Ziyad, Horasan'a vali olunca onunla birlikte Horasan'a gitmiş ve on sene kadar burada bulunarak birçok sahabeyle görüşmüştür. Fıkıh, Tefsir, Kelam, Tarih gibi zahiri ilimlerde yüksek derecelere ulaşmıştır.
728 senesinde, Basra’da vefat etmiştir. Türbesi, Yukarı Hasan-i Basri Mahallesindedir. Esasen Hasan-ı Basri Hazretleri’nin kabri Basra’da Salihiye mevkiindedir. Hasani Basri Hazretleri Erzurum’a hiç gelmemiştir. Bu zata bağlı olan şahıslar, bir zaviye ve mescid kurarak tarikatını devam ettirmişlerdir. Türbe bahçe içerisinde korumaya alınmıştır. Türbe ve parkı 1993 yılında Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır.

Hattat Hasan Çelebi;
1937’de Oltu’nun İnci köyünde doğmuştur. Dayısından Kuran-ı Kerim öğrenip hafızlığa başlayan Hasan Çelebi 1954’te İstanbul’a giderek Üç baş Medresesi’ne yerleşmiştir.
15 Mayıs 1956’dan itibaren Mihrimah Sultan Camii’nde müezzin olarak başladığı görevine ilerleyen tarihler içinde başka camilerde imam olarak devam etmiş 1964’ten itibaren hattat Halim Özyazıcı, Hamit Aytaç ve Kemal Batanay’dan hat meşk etmiş ve 1975’te Hamit Bey’den Sülüs ve Nesih, 1981’de de Kemal Bey’den Ta’lik ve Rik’a yazı çeşitlerinden icazet almıştır.
1982’de ilk kişisel sergisini İstanbul’daki İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’nde (IRCICA) açan Hasan Çelebi ayrıca 1984’te Kuala Lumpur (Malezya) ve 1985’te de Ürdün Prensi Hasan B. Tallal’ın davetiyle gittiği Amman Sergilerini açmıştır.
1987’de emekliye ayrılan Hasan Çelebi aynı yıl Kuba Mescidinin yazılarını yazmak üzere bir yıl süreyle Medine’de bulunmuş, 1992’de Malezya İslam Kültür Merkezi tarafından Kuala Lumpur’a davet edilmiş ve 1994 yılında IRCICA’da “Hat Sanatında 30 Yıl” sergisini açmıştır.
1976’dan beri hat derslerine devam eden Hasan Çelebi yurt içinden ve yurt dışından olmak üzere toplam 52 öğrencisine icazet vermiştir.
2007 yılında Hüsn-i Hat Buluşması’nda Geleneksel Sanatlar Derneği tarafından hat sanatına olan katkılarından dolayı “Gümüş Lale” ödülü alan Hasan Çelebi hat sanatı çevrelerinde ‘Reisü’l Hattatin’ olarak bilinmekte ve öylece kabul edilmektedir.

Haydar Telhüner;
Söz yazarı, bestekar kemani Haydar Telhüner 1911 yılında Erzurum’un Muratpaşa mahallesinde dünyaya gelmiştir.
Annesi Cemile Hanım, Babası Yüzbaşı Derviş Efendi’dir. 8-10 yaşlarında mey, davul, tef çalarak müziğe başlamış, sonradan ud ve bir tür mey’e yönelmiş ve nihayet kemandan etkilenerek keman çalmaya başlamıştır.
Telhüner, sanat hayatında ileri adımlar atmak adına 1938 yılında İstanbul’a yerleşmiştir. Bu yıllarda Algöz olan soyadını mesleğine uygun olan Telhüner olarak değiştirmiştir. Bir müddet İstanbul’da ikamet ettikten sonra 1960-1963 yılları arasında Erzurum’da yaşayan oğlu Necdet ALGÖZ’ün yanına dönmüştür.
Telhüner Erzurum Halk Oyunları ve Halk Türküleri Derneği’nde öğrencilere müzik eğitimi vermiştir. 1964 yılında İstanbul’a dönen Telhüner 10 Kasım 1965 yılında geçirdiği elim bir tren kazası sonucu vefat etmiştir.

Hüseyin Avni Ulaş;
1887’de Elazığ’ın Karakoçan İlçesi’ne bağlı Kümbet köyünde doğmuştur. Erzurum Mülkiye İdadisi’ne kaydolmuştur. I. Dünya Savaş’ında Kafkas cephesinde Ruslar’a karşı savaşmış, 1918’de Bitlis ve Kars’ın kurtuluşuna katılmış ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer almıştır. Erzurum ve Sivas kongrelerine katılmış, son Osmanlı Mebusan Meclisine seçilip Misaki Milli’ye imza atmıştır. 1948 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.

İlhami Çiçek;
İlhami Çiçek, 1954 yılında Erzurum’un Oltu ilçe- sinde dünyaya gelmiştir. Doğuda ince bir damar halinde canlılığını sürdüren âşıklık geleneği onun tek ilgi ve iletişim alanı olmuştur. Zaman zaman âşıkların toplantılarına katılmış onları büyük bir hayranlık ve dikkatle dinlemiştir. Şiire ilgisi de böyle başlamıştır. Ortaokul ikinci sınıfta Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Çoban Çeşmesi” şiiriyle katıldığı ‘Şiir Okuma Yarışması’nda birinci olmuştur.
İlk ve ortaokulu Oltu’da, liseyi Erzurum merkezde bitiren Çiçek Erzurum’da, Edebiyat Fakültesinde okurken halk edebiyatına ilişkin yazılar yazmış ve bu yazılar yerel gazetelerde yayımlanmıştır.
Bir yandan üniversitede okurken bir yandan da vekil öğretmenlik yaparak şiir çalışmaları ağırlık vermiştir.. Şiire olan tutkusu, onu divan şiirine götürmüş, üniversiteden sonra 1978 yılında Kırıkkale Lisesinde edebiyat öğretmenliğine başlamıştır.
Bu dönemde Nuri Pakdil’in çıkarmış olduğu Edebiyat Dergisi’ne şiirler göndermiş, “Satranç Dersleri” isimli kitabı da bu yıllarda yayımlanmıştır.
Şair, daha sonra Evlenerek İstanbul’a yerleşmiş, Pendik Lisesinde öğretmenlik yapmıştır. 1983 yılının Mart ayında kısa dönem askerlik için Tokat’ ta bulunmuş ve uzun zamandır süren hastalığı dolayısıyla Mevki Hastanesi’nde tedavi görmüştür. Bununla beraber hastalığı askerde daha da artarak askerliğinin bitmesine çok kısa bir süre kala geçirdiği şiddetli bir kriz sonrasında 14 Haziran 1983 tarihinde vefat etmiştir.

Kara Fatma (Fatma Seher Erden);
1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Dervişlerden Ahmet Bey ile evlendikten sonra Balkan Savaşı’na katıldı, askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi'nde kendi ailesinden dokuz, on kadınla birlikte savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey'in Sarıkamış'ta şehit olduğu haberini aldıktan sonra memleketi Erzurum'a döndü.
1919'daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Milis Müfreze Komutanı olarak batı cephesinde görevlendirildi. Aldığı talimatla İstanbul'a gitti, silah ve adam kaçırma faaliyetlerinde bulundu. İzmir'in Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir'e geçerek kurtuluşu için savaştı.
300 kişiyi aşkın birliği ile 1 ve 2. İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde çarpıştı. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikopis‘in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçti; Bursa'nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı. Bir keresinde, onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan subayı toplam 25 esir askerle geri döndü.
Kendisi ile karşılaştığında fakirlik ve çaresizliğini gören Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu Yusuf İzzet Akçal'ın 1954 yılında verdikleri önerge ile TBMM, Kara Fatma için 170 lira aylık tahsis etti. Fatma Seher Hanım, 2 Temmuz 1955'te Darülaceze'de 67 yaşında vefat etti ve Kasımpaşa'daki Kulaksız mezarlığına defnedildi.

Kazım Karabekir Paşa;
1882'de İstanbul'da doğmuştur. Kazım Karabekir, Mehmed Emin Paşa'nın oğludur.
1905'te Erkan-ı Harbiye Mektebi'ni bitirerek "yüzbaşı" rütbesiyle orduya katıldı. II. Meşrutiyet'ten sonra Edirne'de II. Ordu 3. tümen "kurmaylığına" atandı. 31 Mart 1909 ayaklanmasında Hareket Ordusu'nda görev aldı. 14 Nisan 1912'de Binbaşılığa yükseldi. Balkan Savaşı'nda Trakya Sınır Komiseri olarak görev yaptı. 1914'te Yarbay rütbesiyle Birinci Kuvve-i Seferiye komutanlığıyla İran ve ötesi harekâtıyla görevlendirildi. Bir süre sonra İstanbul Kartal'da 14. tümen komutanlığına atandı ve Çanakkale'ye gönderildi. Kerevizdere'de Fransızlar'a karşı üç ay savaştıktan sonra "albaylığa" yükseldi. İstanbul'da I. Ordu erkan-ı harbiye başkanlığına atandıktan sonra, Galiçya ve Irak’a gitti.
1916'da Kutü'l-Amare'yi kuşatan 18. Kolordu komutanlığına getirildi ve burayı aldıktan sonra Irak'ta İngilizler'le çarpıştı. 1917'de 2. Kolordu komutanlığına getirildi ve Van, Bitlis, Elazığ cephelerindeki II. Ordu komutanlığına vekâlet etti.
1918'de Erzincan ve Erzurum'u Ermeniler'den ve Ruslar'dan geri aldı. Ardından Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini ve Karakilise'yi (Karaköse) kurtardı. Aynı yıl tümgeneral oldu.
Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığının ardından Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığına atandı. Hazırlıkları yapılan Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. Kurtuluş Savaşı'nda Edirne milletvekilliği ve Doğu Cephesi Komutanlığı yapan Kazım Karabekir Paşa, Ermeniler'in eline geçen Sarıkamış, Kars ve Gümrü kalelerini geri alarak 15 Kasım 1920'de Ermeni ordusunu kesin olarak ortadan kaldırmış, akabinde Gümrü Antlaşması'nı imzalamıştır.
Kars'ın alınmasıyla korgeneralliğe yükseldi. Rus Sovyet Sosyalist Federe Cumhuriyeti ve Kafkasya hükümetleriyle Kars Antlaşması görüşmelerini yürüttü. Kurtuluş Savaşı'nın bitiminden sonra I. Ordu müfettişliğine atandı.
1923'te İstanbul milletvekili oldu. 1924'te, TBMM'deki Dörtler Grubu'nu destekledi. Ardından askerlikten ayrılarak Halk Fırkası'ndan istifa etti. 17 Kasım 1924'te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının başkanlığına seçildi.
Siyasi yaşamına on iki yıllık aradan sonra, 6 Ocak 1939'da İstanbul milletvekili olarak devam etti.
1946'da TBMM başkanlığına seçildi ve bu görevde iken vefat etti.

Kazım Yurdalan;
1883 yılında Erzurum’da Çortan Mahallesi’nde doğmuştur. 1900 tarihinde girdiği Harp Okulundan 1902’de Piyade Teğmeni olarak mezun olmuş ve 4. Ordu emrine atanmıştır. Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucularındandır. 3 Kasım 1962 tarihinde vefat eden Yurdalan’ın kabri, vasiyetnamesindeki isteği üzerine Erzurum şehir mezarlığına nakledilmiştir.

Kemalettin Kamu;
Ailesi Erzurumludur. Kamu ilk tahsilini özel dersler alarak yapmıştır. Arapça öğrenmiş, hıfza çalışmış ve Erzurum Rüştiyesinde okumuştur.
1911’de babasının vefatı üzerine Refahiye’ye gelen Kamu 1. Dünya Savaşı sırasında annesi ile beraber Sivas’a, oradan Kayseri’ye ve daha sonra ağabeyi Hüsnü Uluğ’un Bursa Sultanisi Matematik Öğretmenliğine tayini üzerine Bursa’da yaşamıştır.
Bursa’nın işgali üzerine Ankara’ya geçen ve orada Matbuat Umum Müdürlüğü’ne Ajans Memuru olarak giren Kamu 1923’te İstanbul Erkek Muallim Mektebinden mezun olmuş 1933’te ise İstihbarat ve Neşriyat Müdürü olarak görev yapmıştır.
Daha sonra bu vazife uhdesinde kalmak üzere Anadolu Ajansı’nın mümessili sıfatıyla Paris’e gönderilmiş, yurda döndükten sonra 1938 seçimlerinde Rize, 1946 seçimlerinde Erzurum Milletvekili olarak Meclis’te bulunmuştur.
TDK Terim Kolu Başkanı olarakta çalışan Kamu 1948 yılında vefat etmiştir. Bazı araştırmacılar onu Beş Hececiler’den sonra gelen ve aynı yolda yürüyen Ö. Bedreddin Uşaklı, N. Halil ile birlikte anmışlardır.

Maksut Efendi;
Erzurum’un manevi kahramanlarından Maksut Efendi, 1866 Tarihinde Erzurum´un Veyis Efendi mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Kurban Çavuştur. Medrese eğitimini Müderris Mustafa Zihni Efendi (Yetim Hoca) ve Şeyh Ahmet Hoca’dan almıştır. Eğitim hayatına Yetim Hocanın açmış olduğu medresede Baş Müderris olarak devam etmiştir. 3 Ocak 1943 tarihinde Rahmeti Rahmana kavuşmuştur.

Meddah Behçet Mahir (Hekâtçı);
Behçet Mahir, 1919′da Erzurum’da doğmuştur. Hamdi Efendi ve Güneş Hanımın oğludur. Okuryazarlığı yoktur. Asıl işi meddahlıktır. Behçet Mahir, Ustası Gez Mahalleli Hafız Mikdat’ın yanında yedi yıl çıraklık etmiştir ve halk hikâyeleri ve hikâyeciliğini öğrenmiştir. Kahvehanelerde halk hikâyeleri anlatarak ve çorap satarak geçimini sağlayan Mahir, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde yardımcı hizmetler sınıfında çalışmış ve 1980′de emekli olmuştur. Behçet Mahir 26 Temmuz 1988′de Erzurum’da vefat etmiştir. Anlattığı halk hikâyeleri birçok akademisyenin doktora ve doçentlik tezlerinde yer almıştır. Behçet Mahir’in anlattığı hikayeler Prof. Dr. Warren S. Walker’in hazırladığı, “A Turkish Folktale / fte Art of Behçet Mahir” adıyla 1996′da Amerika’da yayımlanmıştır.

Mehmet Emin Alper;
1950 yılında Erzurum’da doğmuştur. Çocukluğu Alipaşa Mahallesi’nde geçmiştir. Eğitim hayatını Erzurum’da tamamlamış, Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olarak uzun yıllar öğretmenlik yapmıştır.
Şiirleri Yağmur, Karçiçeği, Mina, Çakıl ve Mavera dergilerinde ve bazı gazetelerde yayımlanmıştır. Şiirlerini “Ölmek İçin Yürüyüş” adlı kitabında toplamıştır.
Ötüken Yayınları’ndan 1997 yılında çıkan bu kitaptaki şiirler birbirini tamamlayan niteliktedir. Her şiirinde ölüm, zaman kaygısı ve Erzurum’u bulmak mümkündür.
‘Ölmek İçin Yürüyüş’ yapmadıkları şeyleri söyleyen şairler hakkındaki ayetlerle başlar. Bu ayetler M. Emin Alper’in şiir ile alakalı kaygılarını da ele vermektedir. Filistin’den, Ortadoğu’dan, anneden, sırlardan, çocukluktan, ama dediğimiz gibi en çok da çocukluğu anımsatan bir şehirden bahsetmiştir bu şiirlerinde.
Uzun yıllar Erzurum’da kalan şair, bir zaman sonra Ankara’ya taşınmıştır. Sadece öğrencilerine değil, hayatına girdiği her insanda güçlü izler bırakmıştır. Bir eğitimci olan M. Emin Alper’i tanıyan herkesten güzel hatıralar dinlemek mümkündür. Şiir yazmaya, sohbete ve öğrenci yetiştirmeye Ankara’da devam etmektedir.

Mehmet Şükrü Paşa;
1857 yılında Erzurum’da doğmuştur. “Balkan Müdafii” diye ’de bilinir. Balkan Savaşları sırasında Bulgarlara karşı Edirne’yi yaklaşık 6 ay boyunca savunması dillere destan olmuştur. Edirne düştüğünde el konulan kılıcını şehre gelen Bulgar kralı bizzat iade etmiştir. Mehmet Şükrü Paşa 1916 yılında vefat etmiştir.

Melike Mama Hatun;
Merkezi Erzurum olan Saltuklu Beyliği’nin başına, kardeşi Nasrettin Muhammed Bey’in 1190 yılında ölümüyle Melike Mama Hatun geçmiştir. Saltuklu devletini 1191-1200 yılları arasında doğrudan yönetmiştir. Cesur ve usta bir savaşçı olan Melike Mama Hatun ordusunun önünde, atının üstünde birçok savaşa katılarak başarılar kazanmıştır. 1201 yılında tahtından indirilen Melike Mama Hatun’un yerine ağabeyinin oğlu Alaeddin Melikşah Bey geçmiştir.
Yakın geçmişe kadar kendi adıyla anılan Tercan’da büyük bir kervansaray ve hamam ile kendi türbesinden oluşan Mama Hatun Külliyesi’ni inşa ettirmiştir.

Müezzin Abdullah Efendi;
Erzurum’da yetişmiş, kahramanlığıyla ve zekasıyla destanlaşmış bir şahsiyettir. Hacı Abdullah Efendi, Osmanlı’nın Erzurum’daki en eski eserlerinden biri olan Ayaz Paşa Camisi’nin müezzinliğini yapmıştır.1877 yılında Osmanlı Rus Harbi’nin başladığı günün sabahı ezan okumak için caminin minaresine çıktığında, şehrin doğusunda savunma amaçlı yapılan tabyalarda savaşın başladığını ve sayıca az olan Türk ordusunun Rus Ordusu karşısında zor durumda kaldığını görerek, ezanın akabinde “Haydi karındaşlarım... Gün bugündür... Vatanı savunma günüdür... Ya gazi olacağız, ya şehit. Bende geliyorum” sözleriyle halkı savaşmaya davet etmiştir.
Müftü Solakzade; Solakzâde Sâdık Efendi, iki asra yakın köklü ve kültürlü bir mâziye sahip, kendi soyundan müderris, müftü, vaiz yetiştiren, yurdun fikir hayatına, İslâm fıkhına çok hayırlı hizmetlerde bulunan Solakoğullarının bir ferdi olarak 1302/1884 yılında Erzurum’da dünyaya gelmiştir.

Mükerrem Kemertaş;
1938 yılında Erzurum’da doğmuştur. 1961 yılında Erzurum Halk Oyunları ve Halk Türküleri Derneği bünyesinde oluşturulan Doğudan Sesler Topluluğu’na katılmış ve TRT Erzurum Radyosu için düzenli aralıklarla hazırladığı programlarda beş yıl boyunca çeşitli programlarda yer almıştır.
1966 yılında Erzurum Radyosu’nda kadrolu sanatçı olmuş, 1970 yılında TRT İstanbul Radyosuna tayin olarak çalışmalarını İstanbul’da sürdürmüştür. 2003 yılında TRT’den emekli olan Mükerrem Kemertaş, sanat hayatı boyunca sayısız türkü ve uzun havanın tanınıp sevilmesine emsalsiz bir katkı sağlamıştır. 2018 yılında vefat etmiştir.

Mümtaz Turhan;
Büyük bilim ve fikir adamı Mümtaz Turhan, 1908 yılında Erzurum’un Pasinler ilçesinde dünyaya gelmiştir.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden mezun olmuştur.
Maarif Vekâletinin (Millî Eğitim Bakanlığı) açtığı imtihanı kazanarak 1928’de psikoloji öğrenimi için Almanya’ya giden Turhan Berlin ve Frankfurt Üniversiteleri ni bitirmiştir.
Türk Psikoloji Cemiyeti, Pedagoji Cemiyeti, Sosyoloji Cemiyeti, Muallimler Birliği, Türk Ocağı gibi önemli cemiyetlerin ve akademi çevresinin etkin isimlerinden olan Mümtaz Turhan 1 Ocak 1969’da vefat ederek Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Ülkemizde Sosyal Psikolojinin kurucularından sayılan ve ‘Bizim milliyetçiliğimiz mensup olduğumuz millete bağlılığı, sevgiyi ifade eder...’ diyen Mümtaz Turhan, Tarık Buğra ile birlikte çıkardığı Yol dergisinde de yazılar yazmıştır.

Nafiz Kotan;
1887 yılında Erzurum‘da dünyaya gelen Nafiz Kotan 1913‘te İstanbul‘a yerleşmiş, Birinci Dünya Savaşı sonrasında düşman as- kerlerinin yurdun dört bir yanını işgal ettiği dönemde 1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi öncesi Türk ordusuna dört adet uçak ile iki uçak parası bağışında bulunarak tarihe geçmiştir. Osmanlı ordusunun çaresiz kaldığı bir dönemde orduya 6 adet uçak bağışlayan Erzurumlu işadamı Nafiz Bey Erzurum Ticaret Odası Başkanlığı’ da yapmış, 1946 yılında vefat etmiştir.

Naim Gölleroğlu;
Din adamı, Gazelhan, 1925’te doğmuştur. Naim Hoca adıyla bilinir. 10 yıl Erzurum’daki Zeynel Camisi’nde imamlık ve vaizlik yapmıştır. Sanatın her dalıyla olan ilgisi ve mizahi yaklaşımlarıyla Erzurum başta olmak üzere Türki- ye’nin her tarafında adını duyurmuştur. 1999 yılında vefat etmiştir.

Nef’î;
Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesinde dünyaya gelen şairin doğum tarihi 1572 olarak tahmin edilmektedir. Çocukluğunda çok sağlam bir medrese tahsili görerek Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenen Nef’î, şairliğe de oldukça erken yaşlarda başlamıştır. Asıl adı Ömer olan Nef’î mahlas olarak ilk önce, zararla ilgili anlamına gelen “Darrî”yi seçmiştir.
Ancak daha sonra tarihçi Gelibolulu Âlî tarafından kendisine, yararlı anlamına gelen “Nef’î” mahlası verilmiştir.
Kendine aşırı güven duyan, sık sık övünen ve öven bir şair olarak Nef’î, eski edebiyatımızın en büyük kaside ve fahriye şairi olarak kabul edilir. Şairin bir diğer önemli özelliği ise dilinin sivri olmasıdır, o kadar ki en önemli eserlerinden biri olan Sihâm-ı Kazâ’da babasını bile hicvetmiştir. Şairin bu eserinin dışında Türkçe ve Farsça Dîvân’ı da bulunmaktadır.
Ömrünün büyük bir bölümünü İstanbul’da geçiren şair, I. Ahmed, II. Mustafa, II. Osman ve IV. Murad gibi dört padişaha ve devletin diğer ileri gelenlerinden birçoğuna kasideler sunmuştur. Nef’î, çeşitli görevlerde bulunmuş olsa da bu görevlerinden azledilmiştir. Dilinin gazabına uğrayan şair, IV. Murad’ın emri veya izni ile idam edilmiştir. Şairin cesedinin denize atıldığı rivayet edilmektedir.

Nene Hatun;
Doğu Cephesi’nde Türk kadınının simgesi haline gelen Nene Hatun Erzurum’un Pasinler İlçesi’nin Çeperli Köy’ünde 1853-54 yılında doğmuştur. Asıl adı “Nene” soyadı “Kırkgöz” dür. Osmanlı-Rus Savaşı’nda köyü Ruslar tarafından işgal edilince kocası ve oğlu Nazım’la Erzurum’a gelmiştir. Müezzin Abdullah Efendi’nin Ayaz (Ayas) Paşa Camii minaresinden Aziziye Tabyası’nın düştüğünü ilanı üzerine eli silah tutan Erzurumlularla birlikte Aziziye Tabyası’na koşmuş, Rus askerleriyle kahramanca savaşmıştır. 1952 yılında 30 Ağustos Zaferi kutlamalarında kendisine “3. Ordunun Nenesi” unvanı verilmiştir.
Nene Hatun, zatürre teşhisiyle tedavi gördüğü Erzurum Numune Hastanesi’nde 22 Mayıs 1955 günü 98 yaşında vefat etmiş ve Aziziye Şehitliği’ne defnedilmiştir.

Nevzat Kösoğlu;
1940 yılında İspir’de doğmuştur. İlk ve ortaokul öğretimini İspir’de tamamladıktan sonra Erzurum Lisesine kaydolan Kösoğlu, 1959 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuş, ayrıca İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okumuştur.
1967 yılı sonlarına kadar Babıâli’de Sabah gazetesinin Ankara bürosunda çalışan ve 1967’de Söğüt dergisini çıkaran Kösoğlu 1970 yılında Ankara’da serbest avukatlık yapmıştır. 1974 yılında fiilen siyasete girerek MHP Genel Sekreter Yardımcısı olmuş, 1977’de Erzurum milletvekili olarak Meclise girmiştir.
12 Eylül darbesi ile tutuklanan Kösoğlu bir buçuk yıl hapis yattık- tan sonra aktif siyasetten uzaklaşmış ve tüm mesaisini Türk kültürünü ve Türk milliyetçiliğini besleyen fikir ve düşünce dünyasını anlatmaya ayırmıştır.
Söğüt Yayıncılığı kurarak yayıncılık işleriyle uğraşmaya başlamış ve bu alanda Büyük Türk Klasikleri gibi önemli işlere imza atmıştır.
Nevzat Kösoğlu, Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfının başkanlığını da uzun yıllar yürütmüş olup, bu vakfa ait Türk Yurdu Okullarının da kurucusudur.
Kösoğlu’na 2009 yılında ilmî ve edebî çalışmalarıyla Türkçeye ve Türk kültürüne yaptığı önemli katkılardan dolayı TBMM tarafından “Türk Kültürüne Hizmet Ödülü” verilmiştir.
10 Ekim 2013 tarihinde vefat etmiştir.
Eserlerinden bazıları; Kitap Şuuru, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Konuşmalar, Millî Kültür ve Kimlik.

Nurettin Topçu;
Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük felsefecilerinden olan Nurettin Topçu, 1909 yılında dünyaya gelmiştir. Dedesi tarafından Erzurumludur. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Rus işgali sırasında orduda topçu olarak vazife yapmıştır. Bu sebeple ailesi Topcuzâdeler olarak tanınmıştır.
Babası Ahmet Efendi sonradan İstanbul’a yerleşmiştir. Nurettin Topçu orta mektebi İstanbul Vefa İdadisinde okurken babasını kaybetmiş ve liseyi, daha sonra öğretmen olarak vazife yapacağı İstanbul Erkek Lisesinde okumaya başlamış, felsefeye olan ilgisi de bu sıralarda başlamıştır.
Avrupa’da eğitim almak için girdiği imtihanı kazanarak Fransa’ya giden Topçu burada hareket felsefesinin kurucusu ve daha sonra hocası olacak Maurice Blondel’i tanımış, daha sonra Strasburg Üniversitesine geçerek burada felsefe okumuştur.
Sorbonne Üniversitesine, felsefeyle ilgili hazırladığı ‘Conformisme et revolte - İsyan Ahlakı’ adlı tezini savunarak üstün başarı kazanan Topçu Sorbonne Üniversitesinde felsefe doktorası yapan ilk Türk olmuştur.
Topçu’nun, felsefe ve fikir dünyamıza kazandırdığı iki ana kavram hareket ve ahlaktır.
1975 yılında yaş haddinden emekli olmuş, kısa bir hastalık sürecinin akabinde 1975 yılında vefat etmiştir.
Eserleri: İsyan Ahlakı, Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmed Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Kültür ve Medeniyet, Taşralı, Türkiye’nin Maarif Davası.

Nurullah Genç;
Nurullah Genç, Erzurum İmam Hatip Lisesi’nden birincilikle mezun olmuş ve Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde iktisat ve işletme eğitimi görmüştür. Üniversite yıllarında şiirleri edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başlayan Genç bir grup arkadaşıyla birlikte Genç Kuşak dergisini çıkarmış ve şiirlerini bu dergide yayınlamıştır.
2001 yılında Profesör olan ve akademik görevlerinin yanı sıra şiirleriyle de büyük ilgi gören Genç özellikle Yağmur ve Aşkım İsyandır Benim adlı şiirleriyle 80 sonrası Türk Şiiri içinde yer almıştır.
Eserlerinden bazıları
Çiçekler Üşümesin, Nuyageva, Yankı ve Hüzün, Aşkım, İsyandır Benim, Siyah Gözlerine Beni de Götür.

Ömer Lütfi Ortakale;
Ömer Lütfi Ortakale 1941 Yılında Erzurum’da doğdu. İlköğretimini Erzurum’da tamamlayan Ortakale, maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitim hayatına devam edememiştir. Müziğe olan merakı çeşitli musiki derneklerine yönelmesine neden olmuştur. Derneklerin de yardımıyla müzik konusunda kendisini geliştirerek, mahalli sanatçı olarak, TRT Erzurum Radyosunda programlara katılmaya başlamıştır. Askerlik hizmetinden sonra, TRT Erzurum Radyosunda açılan "Yetişmiş Sanatçı" sınavını kazanarak, 1972 yılında TRT sanatçısı olmuştur. 1997'de İstanbul Radyosu'na atanan Ortakale, halen bu radyoda saz sanatçısı olarak çalışmaktadır. Çok sayıda halk türküsü derleyerek unutulmasının önüne geçmeye çalışan sanatçı Birinci Dünya Savaşı sırasında Alvarlı Efe Hazretleri tarafından yazılan ‘’Erzurum Destanı’’ adlı şiiri derlemiştir.

Ömer Nasuhi Bilmen;
1883’te (Hicrî Rebîülevvel 1300, Rûmî 1299) Erzurum’un Salasar köyünde doğmuştur. Erzurum Ahmediyye Medresesi müderrisi ve nakîbüleşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmî Efendi’nin himayesinde yetişmiş ve amcası ile Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi’den dersler almıştır.
1908’de İstanbul’a giden Bilmen 1912’de Ders Vekâletince açılan imtihanı kazanarak dersiâmlık şahadetnamesi (ders verebilirlik diploması) almış, 1913’te Medresetü’l Kudat’ı da bitirerek Arapça ve Farsça öğrenmiş Türkçe ile birlikte üç dilde şiir yazabilecek kadar bir dil bilgisine sahip olmuş, hatta bir ara Fransızcaya da merak sarmış ve bu dili de tercüme yapacak kadar öğrenmiştir.
1912’de Beyazıt dersiamı olarak göreve başlayan Bilmen 49 yıl süren öğretmenlik ve din adamlığından sonra Haziran 1960 tarihinde Diyanet İşleri başkanlığına tayin edilmiştir.
Uzun yıllar boyunca öğretmenlik vazifesinde bulunan Ömer Nasuhi Bilmen’in Türkiye çapında tanınmasını sağlayan en önemli eseri Büyük İslâm İlmihalidir.
Beyânülhak, Sırât-ı Müstakîm ve Sebîlürreşâd mecmualarında çeşitli makaleleri yayımlanan Ömer Nasuhi Bilmen’in ayrıca gençlik yıllarında Farsça olarak yazıp Türkçeye çevirdiği Nüzhetü’l-ervâh adlı bir divançesiyle 1904’te yazdığı İki Şükûfe-i Taaşşuk adlı bir romanı da vardır.

Pabuçcu Zade Kadı Efendi;
Pabuçcu Zade Kadı Efendi bir dönem dillere destan olmuş, keramet ehli bir şahsiyettir. Halk arasında anlatıldığına göre ‘’Kesin tarihi bilinmemekle beraber, Osmanlı döneminde Erzurum’a bir “Kadı” tayin edilmiştir. Erzurum’da vefat eden Pabuçcuzade Kadı Efendi, Ulu Caminin batı cephesinde bulunan çeşmenin arkasındaki dar bahçeye defnedilmiştir.

Pir Ali Baba;
Pir Ali Baba 472 yıldır şehrimizde devam etmekte olan Binbir Hatim geleneğini başlatan büyük zattır. Pir Ali Baba, Dutçu Köyünde (Tuzcu Mahallesi) yaşamıştır. (1500-1600) Helveti, Rufai, Kadiri, ve Nakşibendi tarikatlarında şeyhlik makamına yükselmiş, dergahında yüzlerce müritler bulunmuş ve bu dergahtan nice alimler yetişmiştir. Bir rivayete göre; Pir Ali Baba’nın yaşadığı tarihlerde Erzurum’da büyük depremler ve afetler yaşanmaktaymış. Şehrin ileri gelenleri dergâha giderek, Pir Ali Baba’dan felaketlerin bitmesi için dua etmesini istemişler. O gece dergâhta sabahlara kadar felaketlerin dinmesi ve daha beterlerinden Erzurum’un korunması için gözyaşlarıyla topluca dualar edilmiş ve aynı gece, Pir Ali Baba rüyasında Peygamber Efendimiz (S.A.S.) görmüş. Rüyada Efendimiz bin bir hatimlerin okunmasını tavsiye ediyormuş. Pir Ali Baba rüyasını ve Peygamberimizin tavsiyesini müritlerine anlatmış ve o günden itibaren de dergâhta hafızlar tarafından hatimler okunmaya başlanmış.
O dönemin padişahları Dutçuyla ve Yarımca köyleri arasındaki ovayı Pir Ali Baba’nın dergâhına bağışlamışlar.
Pir Ali Baba tarafından başlatılan bin bir hatim geleneği 1920 yılına kadar kesintisiz devam etmiş ve ne yazık ki 1920 -1950 yıları arası kesintiye uğramıştır. 1950’den sonra Erzurum Müftülerinden Solakzâde Sâdık Efendi tarafından tekrar başlatılmış ve 1957 yılına kadar bin bir hatimleri okuyan hafızlara Erzurum tüccarlarından toplanan bir miktar para hediye olarak verilmiştir. Her yıl camilerimizde gönüllü imamlar ve vatandaşlar tarafından okunmakta ve duası büyük katılımlarla yapılmaktadır.

Raci Alkır;
Raci Alkır 1933 yılında Erzurum’da doğmuştur. Babası Şefik Bey İlkokulu bitirdikten sonra onu Erzurum’da bulunan Beyoğlu Terzihanesine çırak olarak vermiş ve Raci Alkır burada kalfalığa kadar yükselmiş ve zamanla Erzurum ve çevresinde tanınan bir terzi olmuştur.
Erzurum Halk Evi bünyesinde kurulan Erzurum Halk Oyunları ve Halk Türküleri Derneği’nde Hulusi Seven yönetiminde kurulan halk müziği topluluğuna katılmasıyla başlayan sanat hayatı ile terziliğini bir müddet daha devam ettirmiştir.
1961 yılında TRT Erzurum Radyosunun açılması ile dernek halk müziği korusunun ‘Doğudan Sesler Korusu’ ile yayına başlaması TRT kurumuyla tanışmasına vesile olmuş ve 1971 yılında TRT bünyesinde kadrolu ses sanatçısı olarak çalışmaya başlamıştır.
Türk Halk Müziği repertuarına 80’e yakın eser kazandıran Alkır Aspendos da dinleyicilerine mikrofonsuz konser vermiş ve ünü kısa sürede Türkiye’ye yayılmıştır.
2011 yılında vefat eden Alkır Erzurumlu Emrah, Sümmani ve Alvarlı Muhammed Lütfi ustaların eserlerini icra etmiş ve bu eserlerin günümüze ulaşmasında da önemli bir rol üstlenmiştir.

Refik Durbaş;
Pasinler ilçesinde doğdu. Liseyi İzmir’de bitirdi. Devinim, Gösteri, Sanat Olayı, Soyut, Papirüs gibi dergilerdeki şiirleriyle dikkat çekti. Arkadaşlarıyla birlikte 1962-1964 arasında Evrim dergisini, 1967’de de Alan 67 dergisini yayınladı. İkinci Yeni esintisi ile başladığı şiir yaşamı, zamanla toplumcu yönelim kazandı. Kendine özgü dili ve benzetmeleriyle, baştan beri tavrını ve varlığını keskinleştiren, anlam kadar biçime de önem veren şiirler yazdı.

Rıfkı Salim Burçak;
1913 tarihinde Erzurum’un Ali Paşa mahallesinde dünyaya gelmiştir. İlk, orta ve liseyi Erzurum’da okuduktan sonra 1937 yılında mülkiyeden mezun olmuştur.
Rıfkı Salim Bey, 1950 Genel seçimlerinde Demokrat Parti’den Erzurum milletvekili seçilmiş sırasıyla Menderes kabinesinde Gümrük Tekel ve Milli Eğitim bakanlığı yapmıştır. Gerek siyaset öncesi ve gerekse sonrasında Ankara ve Adana’daki yükseköğretim kurumlarında siyasi tarih ve devrim tarihi derslerini okutmuş ve YÖK üyeliği yapmıştır.
Atatürk Üniversitesi’nin kuruluşunda da büyük emeği geçen Prof. Dr. Rıfkı Salim Burçak; Türk-Rus-İngiliz Münasebetleri, Türkiye’de Demokrasiye Geçiş Türkiye’de Milli İradenin Zaferi gibi eserlerin sahibidir. 1998 yılında vefat etmiştir.

Sümmânî;
Sümmânî 1861 yılında Erzurum ili, Narman ilçesi Samikale köyünde doğmuştur. Gerçek adı Hüseyin’dir. Annesinin adı Nezife, babasının adı Hasan Ağa’dır. “Sümmânî” kelimesi; sert, sağlam, dayanıklı, iri kaya anlamına gelen ‘esamm’ kelimesinin çoğulu ‘sümmân’ın sonuna nisbet “i‘’si eklenerek ‘Sümmânî’ şekline dönüşmüştür.
Sümmânî dokuz yaşlarında köyün sürüsünü otlatırken Ablak Taşı denilen yerde uyuyakalır. Rüyasında üç derviş görür. Bu üç derviş önce Gülperi adlı kızın isminin ilk harflerini Sümmânî’ye okutur, sonra da kızı gösterirler. Kendisine ‘Sümmânî’ mahlasını vererek sevdiği Gülperi’yi ömrü boyunca aramasını söylerler.
Saz çalmasını Erbâbî’den öğrenen Sümmânî doğu illerini, Orta Asya’nın büyük bir bölümünü gezer. Ömrünün son günlerini köyünde geçirir. 5 Şubat 1915 yılında vefat eden Sümmânî’nin mezarı doğduğu köy olan Samikale’dedir.
Sümmânî aynı zamanda içinde önemli âşıklar bulunmayan bir âşık kolunun kurucusudur. 19. yüzyılın usta halk şairi, önemli çıraklar yetiştirmemesine rağmen, bugün onun izinden yürüyen, üslubunu devam ettiren sayısız âşık vardır. Erzurum, Kars, Artvin, Gümüşhane, Bayburt, Erzincan yöresinde yaşayan âşıklarda onun tesirleri görülür.
Âşık Sümmânî konu bakımından kimi divan edebiyatı nazım türlerini şiirinde kullanmış, en azından bunlardan etkilenmiş olsa da daha çok tasavvufi halk şiiri ekolü içinde değerlendirmiştir. Ayrıca, halk hikâyeciliği geleneği Sümmânî ile en parlak devrini yaşamış, sağlığında birçok hikâyeyi tasnif ederek anlattığı gibi ölümünden sonra da kendi hayatı diğer âşıklar tarafından hikâyeleştirilerek anlatılmıştır.

Yetim Hoca;
Asıl adı Mustafa Zihni olan Yetim Hoca , çok küçük yaşlarda dayısı “Fetvacı Hoca” lakabı ile anılan Hacı Mehmet Efendi ile beraber Erzurum’a yerleşmiştir. Baba yüzü görmeden, dayısının himayesinde büyüdüğü için “Yetim” olarak anılmıştır. İlk eğitimini Pervizoğlu Medreselerinde alan Mustafa Zihni, zamanın birçok hocalarından ayrı ayrı dersler almıştır. Eğitim alanında getirdiği yeni metotların uygulanması, şehrin eğitimine kısa sürede çok büyük katkılar sağlamıştır. Erzurum`da hocaların da hocası olan Yetim Hoca, 29 Şubat 1912`de 85 yaşında vefat etmiştir.

Yunus Kaya Hoca;
1927 yılında Erzurum İli Tortum Yukarıödük köyünde dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini kendi köyünde tamamlamış ve Askerlik çağına kadar köyünde Aşır Hafız dan Kur’an ve tecvid, Köyün İmamı Yunus Hoca’dan da fıkıh ve kelam ilimleri eğitimi almıştır. Uşak, Çanakkale ve Erzurum İl Müftülük görevlerinde bulunmuş ve Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 18 yıl kelam ve tasavvuf dersleri vermiştir. 27 Şubat 2015 tarihinde vefat etmiştir.

Ziya Paşa;
1829 yılında İstanbul Kandilli’de dünyaya gelmiştir. Asıl adı Abdülhamid Ziyâeddin’dir. Galata Gümrüğü kâtiplerinden olan babası Ferîdüddin Efendi, aslen Erzurum’un İspir kazasına bağlı Kerab köyündendir. Ziya Paşa, ilk eğitiminin ardından Süleymaniye civarındaki Mekteb-i Ulûm-i Edebiyye de, daha sonra da Beyazıt Rüştiyesinde okumuş, bir yandan da Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Henüz on altı on yedi yaşlarında iken yaşıtlarına göre bilgisi ve el yazısının güzelliğiyle dikkat çekmiş, Dâire-i Sadâret-i Uzmâ Mektûbî Kalemine kâtip olarak girmiştir.
Nisan 1862’de, paşa unvanı verilip Kıbrıs mutasarrıflığına tayin edilmiştir.
Bir süre Paris’te yaşamış, daha sonra 1867’de Londra’ya geçmiş ve burada Nâmık Kemal’le birlikte Hürriyet gazetesini çıkarmıştır. 1871’in sonlarında İstanbul’a dönmüştür. 1872 yılı başlarında Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyyede kurulan İcra Cemiyeti reisliğine getirilmiştir. Daha sonraki dönemlerde Suriye ve Konya’da valilik görevlerinde bulunmuştur.
Ziyâ Paşa, Şinâsi’den sonra Nâmık Kemal ile birlikte, 1860’lı yıllardan başlayarak Fransız edebiyatı etkisi altında gelişen yeni Türk edebiyatının kurucularından biri kabul edilmektedir. Şiir ve İnşâ makalesi meşhurdur. Ziyâ Paşa’nın her devirde zevkle okunan ve en çok beğenilen eserleri eski tarzda yazdığı şiirleridir. Eserlerinden bazıları şunlardır: Eş‘âr-ı Ziyâ, Zafernâme, Rüyâ, Harâbât…

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu;
Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Cumhuriyetimizin önemli sosyolog, iktisatçı ve fikir adamlarından birisidir. 1901 yılında Erzurum’un Tortum ilçesinde doğmuştur. Babası Halil Fahri Bey’in memuriyeti dolayısıyla ilköğrenimini Erzincan ve Hakkâri’de yapmıştır. Malatya İdadisinden sonra Kayseri Sultanisinde başladığı öğrenimine İstanbul Sultanisinde devam etmiştir. 1922 yılında Posta - Telgraf Mektebini bitiren Fındıkoğlu aynı yıl Galatasaray Postanesinde görev almış ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Felsefe öğrenimine başlamıştır. 1924 yılında Erzurum Lisesinde felsefe ve Fransızca öğretmenliği yapmıştır.
1930’da açılan bir imtihanı kazanarak doktora yapmak üzere Fransa’ya gönderilen Fındıkoğlu, Strasbourg Üniversitesinin felsefe bölümünde ikinci lisans öğrenimini tamamlamış, 1934’te Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde felsefe ve ahlâk doçenti olarak göreve başlamıştır. Aynı sene, yaklaşık kırk yıl yayın hayatında kalan İş dergisini kurmuştur.
Edebiyat Fakültesi’nden ayrılıp İktisat Fakültesine geçen Fındıkoğlu 1942’de sosyoloji profesörü, 1958’de ordinaryüs profesör olmuştur.
1972 yılından emekliye ayrılıncaya kadar İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde kürsü başkanlığını sürdüren Fındıkoğlu 16 Kasım 1974’te İstanbul’da vefat etmiştir.
Başlıca Eserleri
Erzurum Şairleri, Ziya Gökalp İçin Yazıp Söylediklerim, Doğu Kalkınması ve Erzurum Şehirleşmesiyle İlgili Sosyolojik Meseleler, Erzurum Şehirleşmesi, Zorlara Dağ Dayanmaz, İçtimaiyat.


Kaynakça: Dersimiz Erzurum(Şehirder Yayınları) - Kültür ve Turizm Müdürlüğü (Yakup Bastem)